• ÇEKİLMEZ OLANLARIN KARAKTERİ

    ÇEKİLMEZ OLANLARIN KARAKTERİ

    19 Temmuz 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

    ÇEKİLMEZ OLANLARIN KARAKTERİ

    Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit

    Her ikisi de Amerika’da eğitildi. Sonra görevli olarak ülkelerine gönderildi. Biri sağ, diğeri sol bir partinin başına getirildi. Halk tarafından, uzun zaman biri birinin amansız rakibi ve yegane natif oldukları, zannedildi. Hâlbuki bunlar, danışıklı dövüş içerisindeydi ve yıllar sonra kesinlikle ortaya çıktı ki, bunlar “ikiz kardeş”lerdi.

    Bunlardan birisi ve biraz irisi, Dünya Masonluk Devletinin hükümeti olan Bilderberg’e bağlı IIF(Uyumlu devlet adamı yetiştirme merkezi)’nin kurulduğu 1954 yılında, Amerika’ya gönderildi. Orada 4 yıl boyunca sıkı bir eğitimden geçirildi. Sonra, Morrison Firmasının Finanse ettiği ve Amerikancı Albayların başını çektiği bir ihtilal sonucu devirdikleri ve liderini idam ettikleri milli bir hareketin, manevi mirasını sömürmek üzere kurulan bir partinin başına geçirildi.[1]

    Diğeri ve solcu geçineni ise, Liseyi Robert Koleji’nde bitirmiş ve üniversiteyi okuyamadan ABD’ye gönderilmişti. Demagoji denemeleri ve Yunanlıya kardeşlik özlemleri yüzünden, birden bire ünlenmiş ve Yunanlıya karşı yapılan Kurtuluş Savaşı kahramanı bir paşayı devirerek partisini ele geçirmişti. 12 Eylül’den sonra Türkiye’deki milli gelişmeleri önlemek üzere eski ABD Dışişleri Bakanlarından meşhur siyonist Alexandır Heig’in, Londra’da düzenlediği gizli bir toplantıda “Eğer kendisine görev verilirse ülkesinde ABD çıkarlarını koruyacağına ve sahiplerine sadık kalacağına, aksi halde bunun sonuçlarına katlanacağına” dair yemin etmiş ve garanti vermişti.[2]

    Mason localarından medya patronlarına, menfaatcı sermaye baronlarından mafya babalarına, din istismarcısı münafıklardan, dava donkişotu marazlılara kadar, tüm şer odaklarının aleyhinde birleştikleri ve devamlı hücum ettikleri halde, haklı hedeflerinden ve hayırlı hizmetlerden asla geri koyamadıkları bir siyaset dahisi olan Erbakan bu ikili hakkında şu anlamda tespitler yapmış ve ta otuz yıl öncesinden milletimizin dikkatini çekmişti:

    “Ülkemizde iki tane görüş vardır. Biri Hak, diğeri batıldır.”

    Hak, her zaman ve her yerde iyi ve güzel olan, herkes için gerekli ve geçerli sayılan ve insanımızın inancına ve ihtiyacına uygun bulunan doğrular ve değerlerdir.

    Batıl ise, yanlışlıklar ve haksızlık üzerine kurulan, hile ve hıyanetle ayakta tutulan, ezme ve sömürme esasına dayanan, bozuk ve barbar düşüncelerdir.

    Şimdi Hakkı, Milli Görüş, batılı ise siyonizm temsil etmektedir.

    Ülkemizdeki batıl, gerçekte tek merkeze bağlı aynı görüş, ama zahirde iki ayrı “görünüş” tür. Bunlar aynı beyne bağlı, sağ ve sol ayrı iki kol gibi hareket etmektedir. Farklı görünmeleri danışıklı dövüşü daha rahat sürdürmek ve perde arkası patronları hesabına, halkı sömürmek içindir. Bunların başına getirilen kimseler ise, düşman rolü oynayan ikiz kardeşler gibidir. Balkona çıkıp halkın karşısında birbirine atıp tuttuklarına bakmayın, içeri girip perdeleri kapayınca, karanlık odada Milli Görüşe geçit vermemek için, birlikte talimat alan ve ortak plan hazırlayan can ciğer kimselerdir.

    Bunlar aynı evi soymaya giren, iki hırsız misalidir. Neyi aşıracakları hususunda ufak tefek çekişmeleri olsa da, asıl korkuları ve ortak hasımları ev sahibidir. Milli iradeye düşmanlıkları da, işte bu yüzdendir.

    Malum merkezler medyalarını, masonlarını, mafyalarını ve din münafıklarını kullanarak, bu ikiz kardeşlerden her birisini sırası ile iktidara getirmekte, o yıpranınca yeni bir imaj ve itibar kılıfı geçirmek ve ölü yüzü pudralamak cinsinden estetik ameliyatla iktidar vitrininde sergilemek üzere, yedek lastik gibi ambara indirilmekteydi.

    Bu sözlere bir zamanlar niceleri itiraz etmişti. Sağcılar “Evliya ile eşkıyayı bir tutmak günahtır ve iftiradır” demişlerdi.

    Solcular “Bir sosyalizm kahramanıyla bir kapitalizm kâhyasını nasıl bir edersiniz?” diye tepinmişlerdi.

    Ama sonunda, o zatın bütün dedikleri bir bir gerçekleşti.

    Daha önceleri farklı takımlarda şikeli ve şaibeli maçlar yapan ve rantını birlikte paylaşan bu ikili, (CHP ve Demirel) şimdi aynı takımda paslaşıyor ve milletin kalesine gol atmaya çalışıyorlar. Milli iradeyi ve demokrasiyi açıkça çiğniyorlar.

    Önlerine bir hükümeti rahatlıkla kuracak 278 milletvekili konulunca “Bunların sayısal çoğunluğu var ama, siyasal ağırlığı yok” diyebiliyorlar. Yani kendi loncalarına bağlı milletvekillerini “beş”, diğerlerine “bir” sayıyorlar. Bu nedenle 60 milletvekili olan 4. Partiyi (60x5=300) saydıklarından hükümeti kurma görevini ona veriyorlar.

    Olmazsa, Güneş Motel senaryoları ve DANASOL öncesi gibi mebus transferi piyasaları oluşturuyor ve milli iradeyi pazarlıyorlar, Türkçe’si bunlar paralarına ve patronlarına güveniyorlar... Ara sıra da, milletimizi Ordu’muzla korkutuyorlar ve darbelere davetiye çıkarıyorlar.

    O siyaset dahisinin “Dış güçler ve yerli işbirlikçiler, milletimizi temel insan haklarından ve evrensel hukuk kurallarından mahrum bırakıp, ülkemizi bir nevi açık hava hapishanesine çevirdiler. Bu hapishanenin başına da iki tane başgardiyan geçirdiler” şeklindeki sözleri şimdi daha iyi anlaşılıyor.

    Bunlar demokrasiyi dejenere etmekten çekinmiyorlar. Laikliği laçkalaştırıp, inancını yaşayanlara zülüm mekanizmasına çevirmekten çekinmiyorlar. Şahsi heves ve hesapları uğruna, ülkeyi kaos ve kavga ortamına sürüklemekten çekinmiyorlar “Cumhuriyetçiler-dinciler” “ilericiler-gericiler” diye milleti bölmekten çekinmiyorlar.

    Aslında bunların karanlık locaları aynıdır. Bunların akıl hocaları aynıdır. Bunların gençleri de, kocaları da aynıdır. Bunlar bir fabrikanın, motoru aynı, ama modeli farklı iki paslı yapıtıdır.

    Ve artık çekilmez oldular, çekilmiyorlar.

    Iskarta ile antikanın farkını da bir türlü anlamıyorlar

    Makam ve menfaat hırsı dışında, kendilerini hiçbir değere ve disipline bağlı saymıyorlar...

    “Dün dündür, bugün bugündür” diyorlar. “Seçim yaparız ama sonuçlar sakıncalıdır” diyorlar. Milletle açıkça alay ediyorlar... Ama yetti gayrı, artık çekilmez oldular, çekilmiyorlar.

    Evet, maalesef “Öyle devlet adamları vardır ki, ülkelerine tek ve gerçek hizmetleri, sadece ecelleriyle ölümleridir” sözünü haklı çıkarıyorlar.

    İşte bu ikiz kardeşlerden irisi, henüz kuruluş aşamasındaki Adalet Partisi’ne girmesi için Erbakan Hoca tarafından teşvik edilmişti. En azından “Anadoludan gelmiştir. Milletin çektiği sefalet ve zahmeti bilir ve haklarını gözetir” diye düşünülmüştü. Böylece AP’nin bütünüyle dönmelerin ve masonik mahfillerin güdümüne girmesi de önlemek istenmişti. Ve yine bu maksatla, perde arkasında ki istişare heyeti gibi hareket eden ve AP kurmaylarına yön veren bir müsbet ekip meydana getirilmişti.

    1960 ihtilalinden sonra, cumhurbaşkanı adayı olarak rahmetli Ali Fuat Başgil, işte Erbakan Hoca’nın yönlendirdiği bu ekibin gayret ve girişimleriyle ve 200 milletvekilinin teklifiyle, Meclis gündemine taşındı.

    Ancak, ikizlerin birisi bu ekibe yan çizerek, masonlarla gizli işbirliği yapıp, Osman Kibar’ın cumhurbaşkanlığını savunmaya başladı. Ardından, rahmetli Tahsin Demiray ve Sadettin Bilgiç dışındaki, bu müsbet ve milliyetçi ekibin diğer elemanlarını da ayartarak ve “Meclis’in silahlı subaylar tarafından basılacağı” şantajlarından da korkarak, sonunda Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanı seçilmesine çalıştı.[3]

     

    Saflar Netleşiyor

    "Dikkat"; Bir konu üzerinde düşünceyi yoğunlaştırmak, ayrıntılar içindeki gizlilik ve inceliklerin farkına varmak, öncelikli konulara önem vermek ve ihtimalleri hesaba katmak, gibi anlamları içermektedir. Ve maalesef bugün insanımızın en çok kaybettiği özelliklerinden birisi de, dikkattir.

    İşte bu yüzden, günümüz ve geleceğimizle ilgili hayati önem taşıyan bilgiler ve belgeler, çoğu kez gözümüzden kaçmakta, üzerinde gereği gibi durulmamakta ve hemen unutulmaktadır. Dikkatsizlik ve beyin tembelliği yaygın bir hastalıktır. Ve tabi gafil ve unutkan beyinlerin ve vurdumduymaz ve sorumsuz bireylerin oluşturduğu kalabalıkların peşin cezası da, gözü açık zalimlere köle ve kukla olmaktır.

    Daha önce Kanal 7’de halkımıza gösterilen, "gizli mason ayinleri ve şeytana tapma törenleri" filmi yüzünden, Fransız Mason Locaları Büyük amiri Paul Veyset`in, Türkiye Masonları Üstad-ı Azamı Necip Arıduru`ya gönderdiği tehdit dolu talimatın ele geçirilip 17 Mart 97 tarihli Milli Gazete`de yayınlanması da, yine tarihi bir olay olmasına rağmen, maalesef gerekli ilgi ve yankıyı bulamamıştır. Refah-Yol`un yıkılmasıyla başlayan talihsiz gelişmeler nedeniyle bu önemli olayı hatırlamakta fayda vardır.

    Bu çarpıcı belgenin kendilerine de gönderilmiş olmasına rağmen, foyalı ve boyalı basın yayınlamamışlar, hatta bizden bilinenlerin bir kısmı dahi, masonları üzmeye ve ürkütmeye yanaşmamışlardır.

    Bu belgenin özetini ve özelliklerini tekrar hatırlatalım:

    1- İsrail siyonist kurmaylarının tahrik ve telaşıyla, Fransız Mason Locaları’nın Türkiye`deki birader uşaklarına gönderdiği talimat belgesidir. Asıl hedef Erbakan ve Refah partisidir.

    2- Türk basınındaki ve diğer kurum ve konumlardaki (Dışişleri, bürokrasi, partiler, sivil örgütler, sendikalar, iş adamları vs.) masonların organize edilerek, R.P.’nin mutlaka iktidardan uzaklaştırılması emredilmektedir. Ve bu maalesef gerçekleşmiştir.

    3- R.P.’ye giderek artan ilgi ve sevgiyi önlemeye ve Millî Görüş’ü kötülemeye yönelik, her türlü iftira ve karalama kampanyasının hızlandırılması öngörülmektedir.

    4- R.P.’yi destekleyen, haklı ve hayırlı hizmetlerini takdir eden ve ülkemiz aleyhindeki hıyanet hareketlerini millete gösteren tüm milli basın ve yayın kuruluşlarının, her yola başvurularak, kötülenmesi, kösteklenmesi ve körletilmesi gerektiği söylenmektedir. İrticacı diye şirketlere, İslamcı diye İmam Hatiplere saldırılması bu yüzdendir.

    5 - İkinci bir emre kadar, masonik faaliyetlerin askıya alınması, gizli bilgi ve belgelerin ortadan kaldırılması, masonluğa müracaatların şimdilik dondurulması ve mason sırlarını ifşa edenlerin şeytan yasalarına uygun cezalandırılması istenmektedir.

    Hatırlanacağı gibi, bundan bir sene önce 13 Haziran’da da İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman Türkiye`ye gelmiş, genel seçimler öncesi, “Refah Partisi’nin ve İslamî gelişmelerin İsrail’i rahatsız ettiğini ve Erbakan tehsine karşı tüm laiklerin birleşmesi gerektiğini” söylemiş ve hatta daha ileri giderek sanki kendisinden talimat alıyorlarmış gibi, Cumhurbaşkanı Demirel ve komutanların da Refahlı bir iktidara izin vermeyeceklerini, söylemek küstahlığını göstermiştir.

    Ve maalesef siyonist ve baş anarşist Weizman`ın talimatı, yerli masonlar ve medya tarafından aynen uygulanmış, Refah`a karşı korkunç bir kampanya başlatılmış, ama hamdolsun birinci parti olmasına ve sonunda hükümeti kurmasına mani olunamamıştı.

    Ama aynı siyonist merkezler Fransız masonlarının eliyle Türkiye`deki uşaklarını kışkırtıp, Refah-Yol`u yıpratmak ve yıkmak hesapları yapmış ve sonunda başarmışlardır.

    Hayrettir ki, bir kısım dindar ve muhafazakar çevreler bile, ‘Bunalımın atlatılması ve istikrarın sağlanması bahanesiyle’ “Erbakan başbakanlığı bırakmalıdır” diyerek, dolaylı da olsa siyonist Weizman`ın ve Fransız Masonlarının amacına, bilerek veya bilmeyerek katkıda bulunmuşlardır.

    Halbuki;

    a- MGK.’nın Başkanı Sn. Demirel’di. 28 Şubat kararlarının birinci derecede mesulü de, bir bakıma mimarı da kendisiydi. Ve Sn. Demirel`i yıllar boyu oylarıyla bu makamlara taşıyan, acaba kimlerdi?

     b- MGK.’nın on bir üyesi içinde Refah`ı temsilen Erbakan tek kişiydi. Yani çok zor şartlarda direnmekteydi.

    c- R.P.’yi bir koalisyon şartlarına mahkum eden ve oylarıyla batıl partileri destekleyen kesimler, asıl suçlu ve sorumlu değil miydi?

    d- Erbakan bu kararları imzalamadan önce, bütün siyasî partileri ve sivil örgütleri tek tek ziyaret edip, demokratik tepkilerini ve desteklerini isterken, hem dindar hem de demokrat kesimler, oy verdikleri ve çıkar ilişkilerine girdikleri bu partilere baskı yapmayı düşünmüş ve denemişler miydi?

    e- Erbakan Hoca`nın Başbakanlıkta kalarak “bu kararları millî ve manevi menfaatlerimizin lehine yumuşatması ve yavaşlatması imkanını ve diğer ekonomik ve sosyal reformları başarıya ulaştırması fırsatını değerlendirmesi” gerekirken, masonların ve İslam düşmanlarının arzusu istikametinde "Erbakan çekilsin" demek, acaba sadece basit bir haset ve gaflet ifadesi miydi? Yoksa kasıtlı bir hıyanete alet olmanın alameti miydi?

    f- Dinî gayret ve hizmet perdesi altında yapılan çirkin istismar ve suistimallerin mutlaka önlenmesi lüzumu da izan ve insaf ehli tarafından kabul edilmesi gereken acı bir gerçek değil miydi?

    Evet, evet... Saflar giderek daha bir belirginleşiyor. Dış güçlerin uşakları bir tarafa, milli düşüncenin sadıkları bir tarafa..

    Kısaca, dayatmacılar bir tarafta, demokratlar bir tarafa..

    Velhasıl, renkler netleşiyor ve toplum Milli Görüş’te kenetleşiyor.

    Çok kısa bir dönemde anarşinin beli kırılmışken, ekonomik dengeler kurulmuşken, velhasıl yıllardır hasretle beklenen barış ve bereket ortamını yakalamışken, sadece sömürü saltanatları yıkılan mason- medya ve mafya şebekesinin keyfi için “Erbakan çekilsin”demek, şeytana askerlik değil de nedir?

    Bu şer cephesi Refahlı bir iktidarı, milli çıkarlar için mi? yoksa şahsi ve şeytani ihtiraslar için mi? kabul etmemişlerdir.

    Ve sonunda kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşlerdir. Ve unutulmasın ki, Ordu’yu millete karşı kışkırtanlar ise kendi tuzaklarını eşmişlerdir.

    Ve görüldü ki Mesut Yılmaz hükümeti millete ve manevi değerlere savaş açmış, boğazına kadar pisliğe bulaşmış ve sonunda yıkılıp gitmişitr. Yerine kurulan Ecevit- Bahçeli hükümeti de kısa sürede tıkanıp tükenmiştir. Milli Görüş’ün devamı diye ortaya çıkarılan ve “mağdur Müslüman” rolüyle iktidara taşınan AKP ise hiçbir vadini yerine getirememiş ve hayırlı hizmet üretememiştir.

    Ama şurası kesin ki: “Zalimler yenilecek, Hak ve adalet galip gelecektir.”

    Daha önce "Refah gelirse, demokrasi tehye girer" diyen bütün çevreler, sonunda darbeyi ve despotizmi kendileri davet etmiştir. Şu takdirin cilvesine bakın ki, demokrasiye sahip çıkmak ise yine Erbakan Hoca’ya kalmıştır.

    Ve tabi satılıkların ve sahtekârların maskesi bir kere daha düşmüş bulunmamaktadır.

    İşte siyasi partiler Muhtıra ve darbe sözlerine en çok karşı olması ve milli iradenin tecelli ettiği Meclis’e sahip çıkması beklenen, kendileri olması lazım gelirken ve çözümü parlamentoda ve demokratik platformlarda aramaları gerekirken ve Milli Meclis her hafta bir güven oylaması sonucu Erbakan hükümetine güvenini tazelemişken... ANAP`ı DSP`si, CHP`si ve MHP’siyle hepsi birden "Erbakan Başbakan olacağına ve Refah iktidarda kalacağına, Ordu gelsin" havasına kapılmışlardır.

    En azından “hiç değilse, haydi seçime gidelim” demekten bile korkmuşlardır. Çünkü başlarına gelecekleri anlamışlardır.

    İşte bazı münafık medya, sözde aydınlar ve enteller.. Demokratik geleneklere özgürlüklere ve halkın tercihlerine, herkesten önce saygı duyması ve sahip çıkması gereken ve yıllarca bu değerleri istismar eden kesimler, Refah-Yol’un yıkılması ve Refah’ın kapatılması karşısında, gizli darbecileri ve derebeylerini alkışlamışlardır...

    İşte bir takım sendikalar ve sivil dernekler Anarşi ve terörün kökünü kurutmaya, huzur ve güven içinde yaşama ve çalışma şartlarını oluşturmaya uğraşan... Rantiyecilerin ve alın terini sömüren vampirlerin elinden devletimizi ve milletimizi kurtarmaya çabalayan... İşçi, memur ve emeklilere, mümkün olan en iyi imkanları sağlamak için çırpınan Erbakan hükümetine, destek olmaları ve hele demokratik kurum ve kurallara herkesten daha fazla bağlı kalmaları gerekirken, bunlar da darbecilerin davulunu çalmışlardır..

    Ve işte bir kısım dinci kesimler.. Ezan seslerini duyunca, "Kahrolsun şeriat" diye bağıranları, İmam-Hatipleri ve Kur`an Kurslarını kapatanları hoş görürken, efendi hazretlerine ve şeyhlerine laf söylenince aslan kesilenler..

    “163. Maddenin yeniden hortlatılması, bütün Kur`an kurslarına kilit vurulması, İmam Hatiplerin orta kısmının kapatılması ve mezunlarına üniversite yolunun tıkanması, zikir ve sohbetleri yasaklanması, Türkiye`de cami sayısının dondurulması, kılık kıyafet kanununun uygulanması, halkın İslami gelenek ve adetlerine yeniden savaş açılması”, gibi zerre kadar vicdanı olan herkesin ve özellikle "dinci" bilinen kesimlerin şiddetle reddetmesi ve Erbakan`a destek vermesi gerekirken, bu dayatmalar karşısında maalesef suskun kalmışlar ve hatta gazetelerin de ve TV.`lerinde İslam düşmanlarına ve Erbakan karşıtlarına kucak açmışlar, onlara övgü ve hoşgörü yağdırmışlardırlar..

    Ve böylece, hem dünyalarını, hem ahiretlerini tehye atmışlardır.

    Ya Rab Şu Milli Görüş ne müthiş bir imtihandır.

    Evet Milli Görüş, Bu Milletin Şansıdır.

    Dünya tarihi boyunca her türlü insan topluluğunda olsun... Çeşitli kültür ve inanç olgusunda olsun... Mutlaka devlete veya onun fonksiyonunu görecek bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmuştur. Devleti oluşturan bu ihtiyaçları ise üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

    1- HUKUK VE ADALET: Sınırları belirli aynı coğrafyayı paylaşan topluluğun, temel inanç ve ahlak anlayışına ve genel ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanmış, yazılı veya yazısız yasa kurallarının belirlenmesi ve yürütülmesi.

    2- HÜRRİYET VE EMNİYET: Dış tehditlere karşı ülkeyi savunmak için ordu, iç güvenliği sağlamak ve kanunları uygulamak üzere ise polis teşkilatının kurulması ve güçlendirilmesi.

    3- HÜKÜMET VE SİYASET: Toplumsal uzlaşma ve milletle devlet arasındaki anlaşma metinleri olan anayasaları ve kanunları yürütmek, iç ve dış sorunları çözecek proje ve stratejiler üretmek, kalkınma ve refahı artırma hamlelerine girişmek amacıyla sorumlu ve salahiyetli idari mekanizmanın belirlenmesi.

    Bu üç ihtiyaç ne tarım toplumunda, ne sanayi toplumunda ve ne de bilgisayar toplumunda asla değişmemiştir. Farklı dinlerin, farklı kavimlerin ve farklı ideolojilerin oluşturduğu devlet modellerinde de, bu üç ihtiyaç yine değişmeyecektir.

    Herhangi bir devletin bu temel ihtiyaçları karşılamak ve asli fonksiyonlarını uygulamak için de iki önemli kaynağı ve dayanağı vardır.

    Birincisi; Farklı kabiliyet ve marifetlere sahip nüfus potansiyelini ve insan mozaiğini;

    a- Hem ahlaki ve psikolojik yönden,

    b- Hem de fiziki ve teknolojik yönden eğitmek, yetiştirmek ve değerlendirmek.

    İkincisi de; Çağın ihtiyaçlarına ve standartlarına uygun ekonomik şartları hazırlayacak, zirai ve sınaî kalkınma metod ve modellerini geliştirmek. Kısaca ülkenin maddi ve manevi kapasitesini yeterli hale getirmek.

    İnsanlarının ahlaki değerleri yozlaştırılmış ve sefalete mahkum bırakılmış, ekonomik kaynakları da sömürülmeye başlanmış bir devlet, bu üç önemli fonksiyonu yürütemez hale gelir. Artık o devlet, dış güçlerin sömürgesidir. Hükümetleri, mason locaları ve sermaye patronları belirler. Demokrasi ve seçim ise, gizli güçlerce tayin edilen yerli sömürge valilerini, millete onaylatma hilesidir.

    Ordu; sömürü rejiminin nöbetçileri, polis ise mafya maliyesinin bekçileri konumuna getirilir. Gayrı milli eğitim sistemi, tek tip ve demokrat köleler yetiştirir. Modern usullerle öğretilen bazı maddi bilgiler de, sadece bencilliği ve beleşçiliği pekiştirir.

    Kendi ülkesinde teknik üniversite bitirmiş, Amerika`da, Avrupa`da uzmanlık eğitiminden geçirilmiş, ama milli duyguları ve ahlaki değerleri körletilmiş insanların, ne tür soygunlara ve soysuzluklara girişebildikleri herkesçe bilinen bir gerçektir.

    Masonik merkezler tarafından empoze edilen mukaddes ve muhalefet edilmez ideolojiler, ilke ve inkılaplar, yaratılan ve topluma yutturulan yeni tanrılar ve tabular sayesinde, korkunç bir sermaye diktatörlüğü hüküm sürmektedir.

    Cahiliye Arapları yaptıkları putları para karşılığı sattıkları ve hatta acıkınca hamurdan yaptıkları putları yiyip yuttukları gibi, günümüz müşrikleri ve münafıkları da, her türlü haksızlık ve ahlaksızlıklarını, maalesef putlarının heykeline ve hatırasına sığınarak yürütmektedir. Milli ve yerli düşüncenin mümessili olarak yeniden haysiyet ve hürriyet ortamını gerçekleştirmek gayesi ve gayretiyle Erbakan Hoca`nın;

    1- Önce ahlak ve maneviyat,

    2- Sonra mutlaka ağır sanayi - teknoloji ve yaygın kalkınma diyerek yola çıkması işte bu yüzdendir ve milli (imani ve insani) değerleri yeniden diriltmek ve devletin dengelerini düzeltmek içindir.

    Sömürge çiftliğindeki demokrat kölelerin uyanmasından ve rantiye hortumlarının koparılmasından endişe eden baronlar ve bunların kâhyası olan yazarlar, yorumcular, bürokratlar, din istismarcıları, siyasi satılıklar, sivil ve resmi kiralıklar, bu şerefli direniş ve diriliş hareketini ve onun liderini sindirmek ve tesirsiz hale getirmek için, her türlü hileyi ve hıyaneti denerler...

    Ama çetin ve çetrefilli bir mücadele sonucu yenilir ve devrilirler.

    Çünkü imani ve ahlaki özelliğini ve insani gayretini henüz tamamen yitirmemiş olan, her sınıf ve seviyeden halk tabakaları, sonunda bu kurtuluş hareketine katılır ve kenetleşirler.

    Sade vatandaşından seçkin aydınına, sivil memurundan asker komutanına, emekli ve köylüsünden işadamına ve öğrenci kesiminden ilim erbabına kadar herkes, bu asil ve adil çağrıya er-geç kulak verir, kabullenir, silkinir ve dirilirler.

    O zaman devlet yeniden devlet olur, hükümet mahkûmiyetten kurtulur. Yeni bir dünya, yeni bir medeniyet kurulur.

    Ama ne var ki, elbette zahmetsiz rahmet, külfetsiz nimet, feragatsiz fazilet olmayacağı gibi, hukuksuz hürriyet, gayretsiz galibiyet, siyasetsiz hükümet ve vicdansız adalet de asla olmayacaktır.

    Bu bakımdan toplumun ve özellikle şuurlu ve sorumlu bir grubun, huzur ve emniyete, refah ve selamete ulaşmak üzere bir bedel ödemesi ve ciddi bir gayret göstermesi kaçınılmazdır.

    İslamcı diye partileri dışlanan, irticacı diye şirketleri suçlanan, çağdışı diye mektepleri kapatılmaya çalışılan bir toplum..

    Sokak soytarılarının bikinisine karışılmadığı halde, karısının, kızının başörtüsüne el uzatılan... Papazın pelerinine, hahamın fötorüne, simokinine selam çakıldığı halde, dedesinin sarığına, hocasının cübbesine kem gözle bakılan bir toplum...

    Mason locaları ve fuhuş yuvaları kollanırken, edep ve irfan ocakları yasaklanan, hıyanet merkezi yabancı okullar çoğalırken, Kur`an kursları kapatılan bir toplum..

    Ve sonunda, bir asırdır bütün devlet imkânlarının, bir avuç dönmeye ve mason dürzüye peşkeş çekildiğini... Alın terinin ve emeğinin sömürülerek kanının emildiğini... Temel insan hak ve hürriyetlerinin gasp edildiğini... Ve özetle hem sırtına binildiğini, hem de ırzına geçildiğini fark edip anlayan bir toplum... Şayet ferasetli, dirayetli ve siyasetli bir lidere sahipse, meşru zeminlerden yürüyerek, mutlu neticeye ve milli hükümete yönelecek ve bir sandık ihtilaliyle yönetimi ele geçirecektir.

    Böyle bir lidere ve organizeye sahip olmayan, ezilmiş ve ezildiğini fark etmiş topluluklar ise, içlerinde biriken kin ve nefreti intikam ateşiyle isyana dönüştürecek, çok kan dökülecek, her şey tahrip edilecek, ama sonunda yine dikta rejimleri ve vatan hainleri mutlaka def edilecektir.

    Öyle ise, sabır taşı çatlama noktasına varmış Müslüman, mazlum ve mağdur bir toplumun, Erbakan gibi olumlu ve onurlu bir lidere, şuurlu ve huzurlu bir harekete sahip bulunması, hem ezilenler, hem de zulmedenler açısından büyük bir şans kabul edilmeli ve kıymeti bilinmelidir. Tutundukları dalı kesmeye ve içinde bulundukları gemiyi delmeye, kimse yeltenmemelidir

     

    Soylu Sandık İhtilaline Doğru

    Mesut Yılmaz`a kurdurulan şikeli ve şaibeli hükümet, her şeyi bin berbat ederek yıkılmış ve Refah iktidarını dört gözle aratmaya başlamıştır. Ardından gelen, MHP ortaklı Ecevit hükümeti de ülkeyi bunalımın ve sosyal patlamanın eşiğine taşımıştır. Erbakan’a hıyanet karşılığı siyonist odaklarca iktidara taşınan ve Milli Görüş kredisini mirasyedi tavrıyla harcayan AKP ise, bütün umutları boşa çıkarmış ve ülkeye en büyük tahribatları yapmıştır. Önümüzdeki yıllar, yepyeni baharların ve yepyeni başlangıçların tarihi olacaktır. Büyük bir sandık ihtilaliyle, Milli Görüş tek başına, iktidar koltuğuna oturacaktır.

    Başta kökleri kurutulmaya çalışılan İmam-Hatipliler, kursları kapatılmaya uğraşılan Kur`an talebeleri, beddualarıyla bu genel ahlakımıza ve temel insan haklarımıza aykırı hükümetleri devirecekler.. Çünkü Milli Görüş olmadan ne okullarımızın ne kurslarımızın barınamayacağını bilecekler..

    Göreceksiniz, Risale-i Nur mensubu iman kahramanları, bu Kur`an tefsiri mübarek eserlerin, batıl ve bozuk felsefe kitaplarının yerine, hikmet dersleri olarak okutulmasının hasretini çektikleri için uzun yıllar masonlar ve münafıklarca aldatıldıklarını anlayıp, bu sefer oylarını Milli Görüş’e verecekler.. Ve Erbakan’sız geçen günlere üzülecekler..

    Süleyman Efendi Hazretlerinin çilekeş talebeleri, yıllardır Kur`an kurslarında eğitip yetiştirdikleri kıymetli elemanların, ülkeye ve millete en hayırlı hizmetleri yapabilecek bir resmiyete ve hizmete kavuşmalarını arzu ettikleri için, istismarcıların güdümünden çıkıp, Milli Görüş’e gelecekler. Çünkü Saadetsiz dönemde ezilecekler.

     Tarikat ehli ve gönül erleri, iman huzuru ve İslam onuru ile küfür ve kötülüklerden uzak, insanca yaşayabilecek ortamı bir an evvel gerçekleştirmek ve manevî eğitim üniversiteleri olan bu kurumları Adil Düzen`deki konumuna yerleştirmek için, Milli Görüş’ü destekleyecekler.

    İşçiler, alın teri ve emeğinin karşılığını alacakları, mutlu ve onurlu yaşayacakları, sosyal ve ekonomik şartların bir an evvel hazırlanması için "Artık Milli Görüş" diyecekler. Bir yıllık Refahlı dönemi özleyecekler... Fakirler, sahipsizler, üniversiteyi bitirip harçlıksız gezenler ve geçim sıkıntısı içinde canından bezenler.. Ülkemizin kalkınması, devlet imkânlarının helal ekmek kapısı olacak yatırımlara kaydırılması ve özel sektörün canlandırılmasıyla herkese çalışma ve kazanma ortamının hazırlanması hedefinin gerçekleşmesi için, Milli Görüş’te birleşecekler..

    İslamcı diye suçlanan şirketler, irticacı diye savaş açılan marketler, helal kazanç ve haysiyetli hayat için Milli Görüş’ü güçlendirecekler Öğrenciler ve öğretmenler, gereksiz ve yetersiz bilgilerle beyinlerin köreltilmesinden ve ömürlerinin çürütülmesinden kurtulmak, ülkeye ve insanlığa en hayırlı ve yararlı olacak bir seviyeyi yakalamak için, Milli Görüş’e dönecekler..

    Köylülerimiz, ortaçağ şartlarıyla çiftçilikten ve bütün aile, yıl boyu boğuştuğu halde, hala çektikleri bu fakirlikten ve ezilmişlikten kurtulup, en modern vasıtalarla ve en kolay yollarla, daha çok ve daha çabuk kazanmak ve insanlık onuruna yakışır bir hayat yaşamak için, bu sefer Milli Görüş’ü deneyecekler..

    Fakirlikten ve geri kalmışlıktan, ekonomik ve siyasî bağımlılıktan dolayı dış politikada yaralanan devlet onurumuza korumak ve çürütülmeye çalışılan millî ruhumuza kurtarmak isteyen bütün vatanseverler, artık olanca gayretiyle Milli Görüş`e yönelecekler... Bu zillet ve esaret bağlarını koparmak, ülkeyi, devleti ve milleti sahil-i selamete çıkarmak için, Adil Düzen’e "evet" diyecekler...

    Doğulu batılı tüm vatandaşlar.. Lazlar, Zazalar, Dadaşlar, Çilekeş Kürt kardaşlar... Mağdur Muhacirler, Soydaşlar... Hep birlikte Saadet’e yüklenecekler... Hak için, hayır için, hizmet için...Vahdet için, rahmet için, devlet için... Millet için, memleket için "Millî Görüşe" girecekler...

    Yazarlar, aydınlar, aklı yatanlar... Vicdanını, kafasını ve kalemini makam ve menfaat hırsıyla satmayanlar... Hepsi Milli Görüş’ü yazacak, Milli Görüş’ü konuşacak, Milli Görüş’ü savunacaklar Türkiye maddi talan ve manevi tahribatlar sonucu, İspanyadaki Endülüs İslam Medeniyeti gibi yok edilmesin ve tarihten silinmesin diye, hepsi birden Milli Görüş’e dönecekler

    Bir buçuk milyarlık İslam alemine lider ve motor olmak varken, 400 milyonluk Hıristiyan Avrupa`ya köle ve kuyruk edilmesin diye Milli Görüş’ü destekleyecekler..

    Bakınız bir dönem Almanya Parlemento Başkanı ve Türkiye uzmanı olan Von Hassel, geçen seçimlerde Die Welt gazetesinde yazdığı makalede şöyle diyor: "Ey Avrupalılar size yalvarıyorum.. Türkiye`yi bir an evvel Ortak Pazara alın, bu işi fazla geciktirmeyin... Çünkü Türkiye`de Milli Görüş gittikçe güçleniyor ve iktidara geliyor... Gözünüzü açın ve fırsatı kaçırmayın. Çünkü Erbakan’ın iktidarı, yeni bir Türkiye`nin değil yeni bir dünyanın kurulması demektir."

    Evet, içkiye, kumara karşı olanlar.. Faizi, fuhuşu haram sayanlar.. Gazete ve televizyon yayınlarından utananlar.. Kızının, gelinin namusuna sahip çıkanlar.. Gençliğini ve geleceğini hesaba katanlar.. Hakkı ve adaleti üstün tutanlar.. Haksızlıktan ve hayasızlıktan uzak kaçanlar.. Belediyeleri ve devleti soyanlardan nefret duyanlar.. Artık hepsi, herhalde oturup düşünecekler... İnsafla ölçüp biçecekler... Refahlı günleri özleyecekler... Ve başka çare yok "Bu Sefer Milli Görüş" diyecekler..

    Mili Görüş’ün çok düşük oranda oy aldığı seçim sonuçları ise her yönüyle suni ve geçicidir. Ortaya çıkan bu tablo şu nedenlerin ve hikmetlerin eseridir.

    A- PARTİ İÇİNDEN

    1- Fazilet Partisi’nin vitrin ve vizyon değişikliğine giderken, misyonunu da unutur ve kısmen “aslından utanır” bir yanlış görüntü vermesi, yani biraz renksizleşmesi,

    2- Bazı Faziletçilerin ve İslamcı entellektüellerin, birkaç eski solcuya ve PKK sempatizanına hoş görünmek ve güya demokrat geçinmek hatırına, askerlerimizin güneydoğudaki mücadelesini gereği kadar sahiplenmemesi,

    3- İl ve ilçe örgütleri tayininde ve aday tesbitinde tabanın ve teşkilatın küstürülmesi,

    4- Bazı Fazilet yöneticilerinin sanki, “İktidar olmaktan korkuyor ve sadece sistem içinde meşruiyet kazanmak peşinde koşuyor” gibi algılanan çekingen bir tavır sergilemesi,

    5- Fazilet içindeki iktidar mücadelesinin artık gizlenemez hale gelmesi ve davayı tabii liderinden koparma gafletinin gözlenmesi ve Erbakan Hoca’nın yokluğunun iyice hissedilmesi ve boşluğunun giderilememesi.

    B- PARTİ DIŞINDAN

    6- “Bunlara iktidar vermezler, oyumuz boşa gider” kuşkularının ve “Mahkeme açıldı, Fazileti kapatacaklar” korkularının özellikle işlenmesi ve halkın bundan etkilenmesi,

    7- Refah-Yol dönemindeki güçlüklerin ve buna rağmen başarılan hizmetlerin insanımıza izah edilememesi ve hele bazı Faziletlilerin “Aman bizi eski Refahcı bilmesinler” diye, bunları sahiplenmemesi,

    8- Çünkü halkımız, belediye hizmetlerini gördü, takdir etti ve “oyumuz boşa gider” endişesi de taşımadığından, öncekinden daha büyük bir katılımla Faziletli başkanları yeniden seçti.

    9- Medya patronlarının, Rantiyeci baronların ve “karanlık oda”ların DSP ve MHP’yi parlatıp pohpohlamalarına karşılık özellikle Fazilete karşı linç politikası izlemesi, bazı eski ve şahsi kusur ve kabalıkları devamlı göstermesi ve toplumu ürkütmesi sonucu yine de Fazilet, yerel seçimlerden birinci olarak çıkmasına rağmen, genel seçimlerde bayağı geriledi.

    C- SONUÇ ve GELECEK AÇISINDAN

    10- Herşeye rağmen bu neticeler, hayır ve hikmetlere gebe görünmektedir. Önce, kurulacak (daha doğrusu kurdurulacak) ve belki MHP’yi de içine alacak yeni Ecevit hükümetinin ve suni teneffüsle diriltilen partilerin “aynı bozuk zihniyetin farklı görüntüleri” oldukları ve hem iç politikada hem de dış politikada, bilinen güçlerin güdümünde bulundukları anlaşılacak, işsizlik, enflasyon, zam ve zulüm daha da artacaktır.

    11- Kalıcı, istikrarlı ve Türkiye’nin önünü açıcı iktidarlar kurulamayacaktır.

    12- Milli Görüş’ün, sistemin ve partilerin yeniden yapılanmasına ve biriken ve giderek kangrenleşen sorunların aşılmasına yönelik girişimlerine, artık her kesimden daha ciddi destekler sağlanmış olacaktır.

    13- Bu arada MHP’nin katı ve kavgacı tavırlarının törpülenmesi, devlet ve hükümet sorumluluğu içinde davranmaya yönelmesi, gerçek kimliğinin ve kabiliyetinin belirlenmesi, ucuz kahramanlık ve kabadayılık iddialarının denenmesi bakımından da, marazlı medya manipülasyonları ve siyonist-mason operasyonlarıyla karıştırılan toplumun, Milli ve manevi değerlerle sataşanlara duyduğu tepki oylarıyla şekillenen bu seçimler, sonuçları itibariyle hayırlara vesile olacaktır.



    [1] Strateji Dergisi Sayı: 6, s.67

    [2] Ufuk Güldemir, Kanat Operasyonu, s. 73

    [3] Bak: Tufan Çorumlu. Erbakan olayı. 1974 Toker matbaası. Sh.146

     

    Bu Haber 2070 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS