• BİTMEYEN KIBRIS KAVGASI VE İSRAİL’İN HESAPLARI__

    BİTMEYEN KIBRIS KAVGASI VE İSRAİL’İN HESAPLARI__

    10 Ocak 2017

     
    | Devamı


    BİTMEYEN KIBRIS KAVGASI VE İSRAİL’İN HESAPLARI



    Şok iddia!

    Türk askeri Kuzey Kıbrıs'tan ayrılacak mıydı?

    Rum Lider Hristofyas, Türk askerinin Kıbrıs’tan ayrılması konusunda uzlaştıklarını açıkladı.

    Kıbrıs'ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden kapsamlı müzakerelerde Rum tarafı KKTC'yi ayağa kaldıran bir iddia ortaya atmıştı. 53'üncü kez Lefkoşa ara bölgede BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un gözetiminde bir araya gelmelerinin ardından 24 Kasım'da buluşmak üzere ayrılan liderler kendi taraflarında basına açıklama yapmıştı. Rum lider Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la anlaştığı konularla ilgili açıklamalarda bulunarak, "Talat, Türk askerinin Kıbrıs'tan gitmesini kabul etmiştir" şeklindeki ifade Türk tarafını ayağa kaldırmıştı.

    Rum Lideri Hristofyas, Güney'de gazetelerin sorularını cevaplandırdığı esnada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın son zamanlarda basında yaptığı açıklamaların halkını yatıştırmaya yönelik olduğunu söyleyerek, "Talat'la çözümün federasyonla sağlanacağı, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslar arası temsiliyeti esas alan bir devlet olacağı konusunda birleşik Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi ve Türk ordusunun adayı terk etmesi hususunda anlaştık” sözleri AKP’nin hıyanetlerini açığa çıkarmıştı.

    “Kafes” tertibinin hedefi de yine Kıbrıs’tı

    Ergenekon savcıları deniz subaylarını sorgularken 100’ü aşkın kurmay albay ve amiralin ismini sormuşlardı. BOP’un Kıbrıs planı çerçevesinde Türk askerinin adadan çıkarılabilmesi için, TSK’nın köşeye sıkıştırılıp teslim alınması planlanmıştı. Kıbrıs söz konusu olduğunda Deniz Kuvvetleri çok özel bir önem taşımaktaydı. İşte bu gücün zayıflatılması amaçlanmıştı.

    İlter Türkmen gerçekleri çarpıtmaktaydı!

    KKTC'nin kuruluşu kolay olmamıştır. Kıbrıs Türkünün var oluş ve özgürlük mücadelesi destansıdır. Özgürlük adına adada 131 yıldır mücadele sonuçsuz kalmayacaktır. Bin bir meşakkatle kurulan KKTC’yi ortadan kaldırmak için iç ve dış mihraklar iş başındadır. KKTC'nin hiçbir şartta yıkılmayacağını, çok yakında herkes anlayacaktır.

    Her fırsatta KKTC'nin varlığına saldırmayı maharet sayanlardan biri de KKTC'nin kurulduğu dönemde Anavatan Türkiye Dışişleri Bakanlığı yapan İlter Türkmen'dir. Türkmen hatırlanacağı gibi KKTC'yi ortadan kaldırmayı öngören Annan Planı'nın da ateşli savunucularındandır. KKTC'nin 26. kuruluş yıldönümü nedeniyle Türkmen bazı basın kuruluşlarına beyanatlar vermiş, daha doğrusu yaptığı açıklamalarla tarihi gerçekleri çarpıtarak adeta saçmalamıştır.

    Türkmen KKTC’nin kuruluşunu, Denktaş’ın koltuk sevdasına bağlayarak “Kıbrıs’ın Yunanistan’dan ziyade Masonların daha etkin bulunduğu Türkiye’nin elinde olmasını isteyen İsrail hesaplarını ve Denktaş’ın sabataist bağlantılarını saklamaya çalışmakta ve gerçeği saptırmaktadır.

    Recep Erdoğan’ın gizli telefon talimatlarıyla; “Çözüm, insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır” diyen Cumhurbaşkanı Talat: ''sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya çağıran bir strateji izliyoruz'' sözleriyle KKTC’yi Rumlara pazarladığının işaretlerini vermişti.

    ''İnsanlığa yapabilecek en büyük katkı''ymış!

    Talat, özetle şöyle devam etmişti: “Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının bütün insanlığın yararına olduğunu da biliyoruz. Çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır. Günümüzde, dünyanın en büyük sorunu haline gelen kültürler arası çatışmaları, yepyeni bir kültürler arası dostluğa dönüştürme projesine Kıbrıs'tan başlayabiliriz.''

    Kriz Grubu: “Kıbrıs ya bölünecek ya birleşecek” diye uyarmıştı!

    Brüksel merkezli uluslar arası Kriz Grubu (ICG) Kıbrıs raporunda, Talat-Hristofyas müzakerelerinin başarısızlıkla neticelenmesi durumunda, bundan sonra çözümün hayal olacağını açıklamıştı. ICG, liderlerin anlaşmaması halinde Kıbrıs’ta bölünmenin artık mukadder görüleceği uyarısını yapmıştı.

    Bu tehditler üzerine Tayyip Erdoğan-Mehmet Ali Talat KKTC’nin bitirilmesinde anlaşmıştı.

    Tayyip Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat, KKTC’nin bitirilerek Türk kesiminin Rum kesimine yamanmasında sözbirliğine varmıştı. Kıbrıs’ta sürdürülen Talat-Hristofyas görüşmelerinde de bu konuda ilke kararı alındıktan sonra, yeni devletin, “Cumhurbaşkanlığı”, “Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı” gibi kurumlarının müzakeresine başlanmıştı.

    Tayyip Erdoğan ve M. Ali Talat, 2004’te referandumdaki yüzde 65 oya rağmen KKTC’yi ortadan kaldırmayı başaramamıştı. Ambargoların yumuşatılması ise söz konusu bile olmamıştı. Buna rağmen 2004 Aralık’ında Türkiye’yi daha derin yıkım süreçlerine sokacak AB ile pazarlıklardan sakınılmamıştı.

    Ey Erbakan’ın Milli ve haysiyetli projelerine, adaletli ve merhametli yönetimine, bol ve bereketli ekonomisine ve özellikle 1974 Kıbrıs’ın kurtuluşundaki tarihi rolüne burun büken, nankörlük eden, hatta dış güçlerle ittifak edip postmodern darbelere girişen askerler, siviller!.. Ve ey bunları alkışlayan sefihler, sersemler!..

    Şimdi AKP’nin akrepliklerinden sızlanmaya ne hakkınız var. İlahi adalet sizden intikam alıyor ve vicdan ehlini intibaha (uyanışa) getirmeye çalışıyor.

    “Ey Erbakan Hoca, nerde kaldın? Gel başımıza geç ki kurtulalım!” diye bin pişmanlıkla Onu arayacağımız güne kadar da bu perişanlığımız devam edeceğe benziyor.

    Bu arada Rusya’nın KKTC’yi tanıma teklifine AKP yanaşmamıştı.

    Rusya, Güney Osetya ve Abhazya’nın tanınması karşılığında KKTC’yi tanıyacaktı. Bu yönde gelişmeler ve haberler dış basında ve Türk basınında yer almıştı. Hatta bazı Rus kaynaklar KKTC, Abhaz ve Oset yetkililerle Türk ve Rus yetkililerin bir araya geleceği toplantıların planlandığını açıklamıştı. Ama ABD, AB ve İsrail’in korkusundan AKP böyle bir fırsatı bile dikkate almamıştı.

    Eliyahu SassonAnkara'daki ilk Israel elçisi olmaktaydı ve zamanın Başbakanı Adnan Menderes onu; "kardeşim" diye çağırmaktaydı!?

    Türk dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 1902 Şam doğumlu ve önce Osmanlı ve daha sonra İngiliz mandasına karşı savaşmış, istihbaratçı ve şimdiki sözcükle "Mossadçı", Siyonist Eliyahu Sasson ile Roma’da düzenli olarak, "regularly" buluşuyordu.

    Kıbrıs'ın tarihindeki her dönüşümde Yahudi manivelasını hesaba katmak gerekiyordu. Adanın Türkler tarafından alınmasında Yahudi Yasef Nasi’nin telkin ve teşviki biliniyordu; İkinci Selim’in, Kıbrıs'ı, Yahudilere yurt olarak vermek üzere almasını istiyordu.

    Yalçın Küçük, “Çalışmalarımda, Yahudilere, en uzak kavmin Araplar değil Elenler (Yunanlılar) ve en yakının ise Türkler değil Kürtler olduğunu” yazıyordu.

    Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı'nın, asıl kurucusunun F. Rüştü Zorlu olduğunu söylüyordu.

    Öyleyse, Eliyahu Sasson-Fatin Zorlu’nun düzenli buluşma ve planlamalarında, "Mossad" ve Israel katkısını hesaba katmak gerekiyordu.

    Sasson-Zorlu düzenli görüşmelerini açığa çıkaran kitap, "Israel'in Gizli Savaşları" başlığını taşıyordu ve Uğur Mumcu bu kitaptan haberdar bulunuyordu.

    Uğur, Lan Black ve Benny Morris'in bu çalışmasına dayanarak, Israel-Kürt ilişkilerine dikkati çekmişti; belki de parmağını doğru yere koyan ilk yorumcuydu, Kuzey Irak'ta Barzani Ailesi, Israel ile ortak bir savaş yürütüyordu, Israel'in gizli savaşları arasında bu konu önem ve öncelik taşıyordu.

    Uğur Mumcu, bunu yazdıktan, on beş gün sonra öldürülüyordu!? 

    İsrail'in Kıbrıs üzerindeki hedefleri ve planları

    Toprakları İsrail'in "Tevratsal Sınırlar"ı (Arz-ı Mev’ud) içinde yer alan ülkelerden biri de Kıbrıs'tır. Kıbrıs, Yahudiler için tarih boyunca önemli bir konumda sayılmıştır. İsrail'in kurulmasından önce Filistin'e giden bir basamak, İsrail kurulduktan sonra da, “askeri bakımdan ve istihbarat açısından değerli bir koz” olarak kontrolde tutulmaya çalışılmıştır.

    Kıbrıs'a yönelik Yahudi ilgisinin ilk somut örneğine Osmanlı'nın Kıbrıs'ı fethi sırasında rastlanır. O dönemde Saray'da danışman olarak bulunan eğitimli bir Yahudi olan Yasef Nassi "Kıbrıs Kralı" olmak hevesine kapılmıştır. Bundaki amacı, adanın "bir Yahudi yerleşim merkezi haline getirilmesi"dir. Yasef Nassi'den sonra adaya merak saran bir başka Yahudi, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere Başbakanlığı koltuğuna oturan Benjamin Disraeli olmuş, Disraeli, çok sayıda Romanyalı Yahudi'nin Kıbrıs'a transfer edilmesini sağlamıştır.

    Ancak Kıbrıs'ın Yahudiler açısından taşıdığı önem, asıl olarak Siyonist hareketin ada üzerindeki talepleriyle ortaya çıkmıştır. Siyasi Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl, Kıbrıs ile ilgili düşüncelerini Siyonist hareketin finansörlerinden Lord Rothschild'e, Temmuz 1902'de şöyle aktarmıştır:

    "Önce Kıbrıs'ı düzene sokmalıyız, ardından bir gün İsrail'in üzerine gitmeliyiz ve kuvvetle almalıyız. Kıbrıs'tan Müslümanlar giderse, Rumlar iyi bir fiyata topraklarını satıp, Atina'ya veya Girit'e göç ederler. Filistin Yahudiler için çok küçüktür, bu nedenle Filistin'e yakın bir yer sağlamamız gerekiyor. Filistin'e Kıbrıs ve El Arish de dahil edilmelidir."     

    Bu doğrultuda, Kıbrıs'taki Yahudi nüfusunu artırmak için çeşitli yöntemler denenmiştir. 1897'de İngiliz Hükümeti'nin isteğiyle JCA (Jewish Colonization Association-Yahudi Kolonileşme Birliği), İngiltere'den 33 Rus Yahudi ailesini 3 koloni kurarak Kıbrıs'a yerleştirmiştir.[1]

     1900-1906 yılları arasında da Siyonist önderlerden Warburg, Kıbrıs'ta Yahudi zirai yerleşimi ve köyleri oluşturulması konularıyla yakından ilgilenmiş ve JCA'yı bu amacında desteklemiştir.         

    1952 yılı AB'nin temeli olan Avrupa Konseyi'nin kurulduğu senedir. Yahudi Derin Devleti o zamandan 2000'li yılları görebilmiştir. “Birleşik Avrupa, bir gün Kıbrıs'ı da sınırları içine dâhil ederek "Roma İmparatorluğu"na giden yolda, Doğu Akdeniz'de egemenlik ilan edebilir” diyerek Avrupa Birliğini ve Kıbrıs’ın bu birliğe girmesini teşvik etmişlerdir.  Bu dönem aynı zamanda İngiltere'nin de adadan çekilmeye başladığı dönemdir. İngiltere Kıbrıs'tan giderken Türkiye adaya yönlendirilerek Kıbrıs üzerinde Hıristiyan Avrupa'nın tam hâkimiyetinin önüne geçilmek istenmiştir. Çünkü Yahudiler, Kıbrıs’ın Yunanistan’dan ziyade, Türkiye’nin elinde kalmasını tercih etmiştir.

    Avrupa Birliğine Kıbrıs'ın bir ada ülkesi olarak bütünüyle katılması için hazırlanmış olan Annan Planı öncesi ve sonrasında Kuzey Kıbrıs'ta çok büyük bir inşaat etkinliği göze çarpmıştır. Özellikle adanın Türk tarafındaki kentler sanki yeniden inşa edilmiş ve Kıbrıs'ın gelecekteki müstakbel yeni sakinleri için batı standartlarına uygun bir ülke yaratılmıştır. Çeyrek yüzyıl önce Türk Ordusunun fethettiği Kuzey Kıbrıs aradan geçen süre içerisinde yeniden inşa edilmiş, kentlerin altyapıları tamamlanmış ve otoyollarla birbirine bağlanarak tam bir batılı ülke konumunda bir Kuzey Kıbrıs amaçlanmıştır. Ambargo nedeniyle durgun olan Kuzey Kıbrıs ekonomisinde Türkler fakir sayılabilecek bir düzeyde kalırlarken, son zamanlarda artan inşaat işlerinde yabancı firmalar devreye girerek, adeta İngiltere ve Türkiye üzerinden yeni yapılaşma girişimleri desteklenerek, gelecekte İsrail'in karşı kıyısında Yahudiler için yeni bir yerleşim bölgesi yaratılmaya çalışılmaktadır. Kuzey Kıbrıs'ta önümüzdeki dönemde birkaç yüz bin Yahudi'nin yerleştirilmesi hesaplanmaktadır.

    Adadaki Türk toprakları üzerinde parselasyon çalışmaları ile beraber iki yüz bin ev yapmak üzere izin alınmıştır. Referandum öncesi hızlanan arsa ve ev satışları son dönemlerde daha da artmıştır. Kuzey Kıbrıs bölgesinde yeni yapılan binalar daha çok İngiliz ve Amerikan Yahudileri tarafından satın alınırken, referandum sonrasında Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa dışında kalmasıyla beraber İsrail vatandaşı Yahudiler de adada gayrimenkul edinmek ve yerleşmek üzere KKTC'ye gelmeye başlamışlardır.[2]

    Böylece zaman içerisinde Kuzey Kıbrıs'ın Türk nüfusunun Türkiye'ye geri dönmesi sağlanacak, para gücüne sahip olan zengin Yahudiler Kuzey Kıbrıs'a yerleşerek yeni bir Yahudi bölgesini İsrail'in karşı kıyısında yaratacaklardır. Gelecekte adanın tamamına sahip olmayı düşünen İsrail, karşı kıyısında ikinci bir Yahudi devleti kurmaya çalışmaktadır. KKTC'de kendisine bağlı firmalar aracılığı ile yeni yerleşim alanları yaratmakta ve hızlı bir gayrı menkul satışı ile adanın kuzeyinde Yahudi nüfusu artırılmaktadır. Kısa zamanda önemli miktarda Yahudi'nin adaya yerleşmesi ile birlikte İsrail de Kıbrıs üzerinde tıpkı Türkiye ve Yunanistan gibi taraf olabilecek ve böylece adanın Avrupa, ya da Hıristiyan egemenliği altına girmesine izin vermeyerek Doğu Akdeniz bölgesinde merkezi olarak kurulmuş olan Yahudi hegemonyası oluşturulacaktır.

    İsrailli Yahudilerin son yıllarda Türkiye'nin Antalya kentine de gayrimenkul almak ve yerleşmek üzere ilgi göstermesi, İsrail merkezli gündeme getirilen Doğu Akdeniz hegemonya düzeninin; İsrail, Kıbrıs ve Antalya arasında kurulmakta olan bir egemenlik üçgenine dayandırılmak istendiğini de açıkça anlaşılmaktadır.

    Kıbrıs'a İsrail ve Yahudi lobilerinin artan ilgisi, Türkiye'deki benzer kesimleri ve lobileri de heyecanlandırmıştır. Doğu Akdeniz üzerinden bütün Orta Doğu'yu kapsayacak biçimde oluşturulmaya çalışılan Yahudi hegemonyasında Türkiye Yahudileri ve Sabataycıları da etkin olmak istemişler ve bu kesimlerin içinden çıkan bazı temsilciler Kıbrıs sorununun önde gelen izleyicisi, savunucusu, ya da uzmanı olarak ortaya çıkmışlardır.

    Tek İsrail ile bütün Ortadoğu'ya egemen olamayacaklarını gören Siyonistler hem Kürt Yahudileri aracılığıyla 2. İsrail'i Kuzey Irak'ta kurmaya çalışmakta, hem de Türkiye'deki Yahudi lobileri ve Maronitler üzerinden 3. İsrail'i de Kıbrıs'ta kurabilmelerinin yolunu aramaktadır.

    İsrail'in Tevratsal sınırları içerisinde yer alan Kıbrıs'ın geleceği Ortadoğu'daki yeniden yapılanma ile yakından ilgili bulunmaktadır. Kıbrıs, İsrail'e hem bir giriş kapısı, hem de çıkış bölgesidir. Kıbrıs'tan zaman içinde Türklerin kaçırtılması, Hıristiyanların topraklarının para ile satın alınması yolu ile adanın bütünüyle Yahudileştirilmesi, Siyonizm'in ana hedeflerinden biridir. Türklerin ve Rumların birbirlerine karşı kışkırtılması ile yeniden sıcak çatışmalara sürüklenerek Kıbrıs'a Ortadoğu'da askeri birlik bulunduran ABD'nin müdahale edebileceği öne sürülmektedir. ABD'nin bir askeri işgali sonrasında, ya da NATO'nun Ortadoğu'ya taşınmasından sonra, NATO üzerinden Kıbrıs'ta oluşturulacak Amerikan etkisinden yararlanılarak, Kıbrıs adasına önemli sayıda Yahudi göçü gündeme getirilebilir. Türk kesimine yerleştirilecek bu yeni nüfus topluluklarıyla adanın demografik yapısı değiştirilecek ve İsrail üzerinden kurulacak ekonomik ilişkiler ile Yahudiler yeni dönemde Kıbrıs'a egemen olacaklardır. Büyük Ortadoğu Projesi adı altında gündeme getirilen Siyonist planın Kıbrıs kısmı bu doğrultuda sonuçlanırsa ABD askerinin desteği ve İsrail lobilerinin ekonomik yönlendirmesi sonucunda Kıbrıs, Ortadoğu'da yeni bir İsrail olarak ortaya çıkabilecektir.

    Kürt Yahudilerine kurdurulan Kürdistan ile beraber Ortadoğu'da üç tane Yahudi devleti kurulmuş olacak ve böylece merkezi Yahudi devleti Kürdistan ile doğuya karşı, Kıbrıs ile de batıya karşı kendisini koruyabilecek sınır ötesi yeni üsler elde etmiş olacaktır.[3]

    Bu kapsamda Kıbrıs'ta oynanan bir oyunu daha gündeme getirmekte yarar görüyorum. Sıdıka Atalay, Asil Nadir ile birlikte Küçük Erenköy(Yeni Erenköy)'de bir liman yeri aldıktan sonra burayı Yahudi kökenli bir İngiliz firmasına devrettiği anlaşılır. Firma burada bir liman inşaatı başlatır. Bilindiği üzere bu bölge KKTC'nin en batı ucundadır. Şimdi gelelim KKTC'nin doğu ucuna. Magosa Askeri Bölgesi'nin hemen içinde deniz kıyısında ve Gülseren Bölgesi'nde, “Danya” adlı firma bir Yahudi Kolonisi kurmak istemektedir. Proje ilk kez E. Korg. Ali Yalçın'ın KTBKK'lığı sırasında gündeme getirilir. Ali Yalçın paşa ret cevabı verir. O tarihten bu yana her KTBKK değiştiğinde konu tekrar gündeme taşınır. Konuyu takip eden kişiler ise oldukça dikkat çekicidir. Mehmet Ali Talat'ın Yakovas'la birlikte eş başkan olarak görevlendirdiği Özdü Nami. Bu şahıs Kıbrıs'ı terk etmek zorunda kalan ve Avustralya'da sürgünde bulunan eski polis müdürü Kamil Nami'nin oğludur. Kıbrıs'ı neden terk ettiğini merak edenler biraz araştırırsa bu kişinin İsrail ve Yahudilerle ilişkisine dair ilginç tespitlerle karşılaşacaktır.

    İsrail KKTC'de Üs Kuruyor, TSK Çıkarılmaya Çalışılıyor, Bu Hıyanetle Eş Anlamlıydı!

    Yasal boşluklardan faydalanarak KKTC'de dönüm dönüm toprak satın alan İsrailli Yahudilerin adada cemaat olarak tanınmak için hükümetle irtibat kurduğu ortaya çıktı.

    Ambargo ile mücadele eden hükümetin cemaat olma arzusundaki Yahudi grupların cazip tekliflerine boyun eğdiği anlaşıldı. Durumu doğrulayan Kıbrıs Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere, adaya yerleşen İsrailli Yahudi sayısının her geçen gün arttığını, Yahudilerin sistematik bir şekilde adanın belirli alanlarında yoğunlaşmaya başladıklarını ve ekonomik getiri sebebiyle yetkililerin buna göz yumduğunu açıkladı. Baskılar yüzünden kendilerinin dini görevlerini dahi yerine getirmekte zorlandıklarını kaydeden Dere, adaya yerleşen Yahudilerin ise her türlü dini isteklerini özgürce yerine getirebildiğini hatırlattı.

    Son birkaç yıl içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne İsrail ve ABD'den yüz kadar Yahudi ailenin göç edip arazi aldıkları adanın güneyinden gelenlerle birlikte Kuzey Kıbrıs'ta cemaat kurdukları ve birkaç aydır da Kıbrıs hükümetinin cemaatlerini tanıması için lobi çalışması başlattıkları vurgulandı. Haim Azimov isimli Hahamın liderliğindeki Yahudi grubunun, Tel Aviv ve Hayfa'da yaptıkları tanıtım çalışmaları ile Kıbrıs'a yerleşimi özendirmeye çalıştıkları; İsrailli firmaların ise yatırımları ile hükümeti baskı altına aldığı belirtiliyor. Dünyanın büyük çoğunluğu tarafından tanınmayan ve ambargo uygulanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yatırım yapan ülkelerin başında da İsrail geliyor. Adanın İsrail'e olan yakınlığı sebebi ile hafta arasını Kıbrıs'ta geçiren, hafta sonunda ise evine dönen, İsrailli firmaların çalışanları da, adadaki Yahudi Cemaati'ne sempatizan topluyor.

    Kıbrıslı Türkler Endişeli

    Kıbrıslı Türkler tarafından kaygıyla karşılanan bu durum, 'Yahudilerin Kıbrıs ablukası' şeklindeki yorumlanırken; Kıbrıs Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere, adaya yerleşen İsrailli Yahudi sayısının her geçen gün arttığını, Yahudilerin sistematik bir şekilde adanın belirli alanlarında yoğunlaşmaya başladıklarını ve ekonomik getiri sebebiyle yetkililerin buna göz yumduğunu anlattı. Dere, "Bir hayli İsrailli Kıbrıs'a yerleşmiş durumda. Arazi alımı yapıyorlar ve bu arazilerde inşatlar devam ediyor. Yahudilerin yerleşim için seçtiği alan ise, adanın kuzey batısı, Tatlısu bölgesi. Bu bölge, deniz kıyısı olmasının yanı sıra tıpkı İsrail'in Filistin'de işgal ettiği ilk bölgeleri gibi tarıma çok elverişli yeşil alanlar. Yahudiler ambargo yüzünden Kuzey Kıbrıs'ın ciddi bir sıkıntı içinde olduğu bilinciyle hareket ediyor. Satın alma güçleri fazla olduğu için yetkililer sistematik yerleşim hareketine göz yumuyor.

    Yahudilere tanınan özgürlük Müslümanlara tanınmıyor

    Kıbrıs'a yerleşen Yahudilerin rahatça hareket edip dini özgürlüklerini yaşayabildiğini belirten, Mehmet Dere, kendilerinin ise Yahudilerle mukayese edildiğinde büyük sıkıntı içinde olduklarını söylüyor. Dere, "Üzerimize farz olan bilgilendirme görevini dahi yerine getiremiyoruz. Yaz kursları konusunda büyük bir sıkıntı içindeyiz, okullarda durum daha da vahim. Dini bilgilerin öğrenilmesi için 30 yerde kurs açılacaktı, onu da bloke ettiler. Yani anlayacağız garip bir işgal altındayız" diye konuştu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan bir protokol ile okullarda iki ay süreyle dini bilgiler ve Kur'an-ı Kerim öğretilmesi kararlaştırılmıştı. Kıbrıs halkının yoğun talebi üzerine açılması kararlaştırılan kurslarda eğitim 1 Ağustos'ta başlayacakken Kıbrıs Öğretmenler Sendikası ve benzeri çevrelerin baskısı yüzünden protokol iptal edildi. Yahudi ablukası Ada basını tarafından da dikkatle izleniyor. Kıbrıs'ta yayın yapan Havadis gazetesi, Yahudi grubu başkanı Haim Azimov ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın birlikte çekilmiş fotoğraflarını yayınladı.[4]

    Bu arada, Kuzey Kıbrıs’a Yahudiler yerleştirilirken, Türk Askerinin adadan çıkarılma girişimlerine hız verilmesi kafaları karıştırmaktaydı. Bay Mehmet Ali Talat, Yahudi kolonilerine destek çıkarken, bir yandan da Kur’an Kurslarıyla savaşmaktaydı! Ve nedense Rauf Denktaş’tan, bu konularda hiç ses çıkmamaktaydı?

     

     

     

     

     

     

     

     



    [1] Ramazan Kağan Kurt, Nassi-Disraelli-Kissinger ve Kıbrıs / Vatan Gzt / 01 05 2006

    [2] Anıl Çeçen / İsrail ve Kıbrıs 2023 Dergisi Ankara 2004

     

    [4] http://www.marmarahaber.net 28 Temmuz 2009
















    Bu Haber 1104 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS