• Ailesi Erbakan'ı anlattı... Özlem dolu bir yıl...

    Ailesi Erbakan'ı anlattı... Özlem dolu bir yıl...

    01 Mart 2012

     
    | Devamı

    Ailesi Erbakan'ı anlattı... Özlem dolu bir yıl...

    O BİR İDEOLOGDU Merhum Liderimiz muhterem babam Prof. Dr. Necmettin Erbakan usta bir siyasetçi ve başarılı bir devlet adamı olmasının yanında düşünce ve kavram üreten 'ideolog' bir kimseydi. Daha önceden başkaları ve özellikle Batılılar tarafından ortaya konmuş mevcut düşünceleri, ideolojileri kullanmamış, taklit etmemiş, bunun yerine kendi siyasi hareketinin fikri temellerini, düşünce yapısını kendisi kurgulayarak oluşturmuştur.

    Milli Görüş fikriyatının fiziğini ve kimyasını ayrı ayrı kurgulamış, Milli Görüş zihniyetini kendisinin sahip olduğu temel değerlere, milli ve manevi değerlerimize bağlı olarak bizzat kendisi ortaya koymuştur. Milli Görüş Hareketi'nin temel esaslarını, bir Milli Görüşçünün sahip olması gereken temel özelikleri ve prensipleri ayrıntılarıyla, madde madde ortaya koymuştur.

    İdeolog bir kimse oluşunun en önemli göstergesi 1969 yılında başlatmış olduğu siyasi hareketi mevcut kavramlarla (sağcı, solcu, muhafazakâr, liberal gibi) değil, Türk siyasi hayatında tamamen yeni, özgün bir fikir olarak ortaya koymuş olması ve bizzat kendisinin belirlediği özgün bir isimle 'Milli Görüş'le nitelemiş olmasıdır.


    O BİR AKTİVİSTTİ

    Kendisinin en önemli ayrıt edici özelliklerinden bir tanesi sadece bir fikir ve düşünce adamı değil, aynı zamanda uygulayıcı bir kimse oluşuydu. O sadece konuşmuyor, aynı zamanda yapıyordu.

    Sahip olduğu fikirlerin, benimsemiş olduğu değerlerin uygulama örneklerini de somut biçimde ortaya koyan ve bunların uygulanması için sonuna kadar mücadele eden bir kimseydi. Sadece teşhis ve tespit yapan değil, ayı zamanda tedaviyi de ortaya koyan ve uygulayan bir siyasetçiydi. Azimli, kararlı, mücadeleci, aktivist bir şahsiyet oluşunun en önemli göstergesi dünyada belki de başka hiçbir siyasi liderin başına gelmeyen bir biçimde dört tane partisi üst üste kapatılmasına rağmen beşincisini kurup yoluna devam etmesidir.

    Yine bununla ilgili bir örnek aktif siyasi tecrübesi henüz olmayan, genç bir akademisyen olarak ilk girdiği 1969 milletvekili seçimlerinde Konya'dan tek başına tam üç milletvekili çıkarmaya yetecek düzeyde oy almayı başarmasıdır.

    Sahip olduğu temel değerler doğrultusunda ortaya koymuş olduğu Mili Görüş prensiplerini sadece kâğıt üzerinde yazılı düşünceler olarak bırakmamış, tüm yurtta ve dünyada bizzat kendisinin verdiği konferanslar ve eğitim programlarıyla bu prensiplerin tüm takipçilerine aşılanmasını ve fiili olarak uygulanmasını temin etmiştir. Dolayısıyla kendisi canıyla ve başıyla mücadelesini yürütmüştür.

    Sadece aklıyla beyniyle yürüttüğü zihniyle, fikri bir mücadele değil, aynı zamanda bedeniyle, canıyla, maddi imkânlarıyla da bir mücadele yürütmüştür.

    Onun fikirleri sadece konferanslar, nutuklar ve seçim sloganları olarak kalmamış kendisi tarafından fiilen uygulanmış, hayata geçirilmiştir.

    Sadece "Uydu değil, lider ülke Türkiye" demekle kalmamış, Kıbrıs Barış Harekâtı'nı da gerçekleştirmiştir. Sadece "Yeniden Büyük Türkiye" dememiş, Ağır Sanayi Hamlesi'ni Denk Bütçe'yi de gerçekleştirmiştir. Sadece "Yeni Bir Dünya" sloganıyla kalmamış, aynı zamanda D-8 Projesini de hayata geçirmiştir. Sadece "Önce Ahlak ve Maneviyat" demekle kalmamış, 5000 Kur'an kursu ve 600 İHL'nin açılmasını da sağlamıştır. Sadece "Sömürü değil, adil paylaşım" demekle kalmamış, Adil Ekonomik Düzen Projesi'ni de ortaya koymuştur.

    O BİR STRATEJİSTTİ

    İyi bir stratejist olmanın, günübirlik değil planlı-programlı ve bütüncül hareket etmenin, doğru zamanda doğru taktikler geliştirebilmenin ilk şartı mücadele edilen karşı tarafın çok iyi tanınmasıdır. Kendisi kendilerine karşı mücadele verdiği unsurları çok iyi tanıyan, onların organizasyonlarını, temel önceliklerini, tipik taktiklerini çok iyi bilen ve tanıyan bir kimseydi. Öyle ki; Milli Görüş Hareketi olarak asıl mücadele ettiğimiz Dünya Siyonizm'ini Irkçı Emperyalizmi iyi tanımayan bir kimse Milli Görüş'ü de, bizim verdiğimiz mücadeleyi de tam olarak kavrayamaz derdi.

    Karşısındaki güç odaklarını çok iyi tanıdığı için onlara karşı geliştirdiği stratejiler ve taktikler de her zaman en uygunları olmuş ve bu sayede çoğu zaman onların oyunlarını bozmuş, planlarını bertaraf etmiştir.

    Herkes için huzur, barış, adalet, refah ve saygınlık esasına dayanan Yeni Bir Dünya'nın kurulması için bizzat kendisinin geliştirip ortaya koyduğu D-8 projesi de çok ciddi bir stratejik düşüncenin, çok geniş bir vizyonun ve uzun dönemli planlamanın ürünüdür. D-8 projesi, bu özellikleri nedeniyle son yüzyılda Müslümanların geliştirdiği belki de en önemli ve en kapsamlı stratejik plandır. Tüm Müslümanlar için en somut en ciddi kurtuluş planıdır.

    O ÖRNEK BİR MÜSLAMANDI

    Kendisin buraya kadar belirttiğimiz bu benzersiz büyük başarılarının, azminin, zekasının ve ilminin derinliğinin yanında, ideolog, aktivist ve stratejist bir kimse olmasının yanında, ahlaki özellikleri ve dinine bağlılığı da son derece üstün ve benzersizdi; "En akıllı insan Allah'tan en çok korkandır" sözünü sık sık tekrarlardı ve daima bu söze uygun hareket ederdi. Allah korkusunda, ibadetlerine titizlikle, şefkat, merhamet ve tevazu da herkese örnekti.

    Hayatı boyunca hiçbir zaman gıybet yaptığına şahit olmadık. Kimseyi kırıcı bir şekilde azarlamadı, kalp kırmadı. Kimseye kırılıp küsüp surat asmadı. Asla kin gütmedi. Hiç kimsenin duymayacağı en özel toplantılarda dahi doğrudan doğruya şahısların aleyhinde konuşmadı.

    Açıkça kendisinin aleyhinde bulunan kimseler için dahi hiçbir karşılık vermez, "Hayır, o kimse öyle bir şey söylemez" deyip konuyu kapatırdı. Hiçbir zaman kibirlenmedi, böbürlenmedi.

    "Ben" demedi, hep "Biz" dedi. Biraz önce açıklamaya çalıştığımız büyük başarılarını hiçbir zaman kendisine mal etmedi. Bunların hepsini daima Milli Görüşçülere atfetti.

    Bizzat kendisinin en büyük sahibi olduğu tarihi projelerin hepsi için sürekli olarak "Bunlar Milli Görüş'ün eseridir" derdi. Çok yüksek düzeyde edep ve tevazu sahibi olduğu için, evladı yaşındaki kimseleri dahi ayakta karşılar, gidecekleri zaman kapıda kadar uğurlardı.

    Şefkat ve merhamet konusunda adeta engin denizler gibiydi. Affetmeyi çok severdi. Allah'ın dinine açıktan ve bilerek karşı gelenler dışında, her insanı ayrım yapmadan çok severdi. Allah için sever ve Allah için buğz ederdi. Çok usta bir siyasetçi olmasına rağmen her zaman herkese karşı samimiydi. İçi dışı birdi. Düşündüğünden, hissettiğinden farklı tavır takınmaz, asla rol yapmazdı. Yıllarca kendisinin en yakınındaki kimselerin hatalarını, kusurlarını örttü. Hatta çok yakınındaki insanların kendisine karşı menfi düşüncelerini ve hareketlerini dahi görmezden geldi. Hiçbir kimsenin kendisinden ve bu davadan uzaklaşmasında vebal sahibi olmamaya özen gösterdi. Kendisinin son günleri ve vefatı da aynen tüm hayatı gibi hepimiz için büyük dersler ihtiva etmektedir.

    Kendisi son günlerinde hastanede hasta yatağından zor doğrulurken dahi, düşündü. O şartlarda dahi teşkilat toplantılarını yaptı. Gelecek seçimler için hazırlıklar yaptı.

    Çünkü O siyaseti Allah rızası için, dünyadaki tüm zulümlerin ve haksızlıkların ortadan kalkması için, ezilenlerin, mazlumların ve tüm insanlığın kurtuluşu için yapıyordu ve "Biz namazı niçin kılıyorsak bu yaptığımız faaliyetleri de onun için yapıyoruz" diyordu.

    Hastanede sadece odasında değil, yoğun bakımdayken dahi başucunda teyemmüm için kiremidi hazır bulunuyordu. O şartlar altında dahi namazlarını asla aksatmadı. Hastanede son günlerinde durumunu soran hemşirelere, doktorlara ve biz yakınlarına daima "Çok şükür" diyerek cevap verdi. Asla rahatsızlıklarını dile getirmedi. Halinden şikayet etmedi.

    Allah kendisinden binlerce kez razı olsun. Kendisine gani gani rahmet etsin. Biz Milli Görüşçülere mükemmel bir örnek teşkil etti. Muhteşem bir miras bıraktı ve kendisinden sonra yürüyeceğimiz yolu da bizlere gösterdi.

    O taraftarlarına, kendisiyle birlikte hareket edenlere makam, mevki, ihale, dünyalık menfaat vaat etmedi. Kendisiyle birlikte olanlara sabır, mücadele, çile ve manevi ödüller, ecir kazanmayı vaat etti. Dünyacı olmadı. Ahret öncelik oldu. Nefse esareti değil nefis terbiyesini şiar edindi. Beraberindekilere de nefis terbiyesini ve ahret öncelikli olmayı öğütledi.

    Para peşinde olsaydı sahip olduğu üstün özelliklere, elindeki fırsatlarla dünyanın sayılı işadamlarından, zenginlerinden olabilirdi. Makam, mevki peşinde olsaydı şu anda örneklerini gördüğümüz kimselerden çok daha önce çeşitli güç odaklarıyla işbirliği yapıp, davasından, değerlerinden taviz verip ömür boyu başbakan ve cumhurbaşkanı olabilirdi. Ama o dünyayı değil ahreti tercih etti. Parayı, koltuğu, şöhreti değil ecri ve sevabı tercih etti.

    Tüm Milli Görüşçüler olarak duamız ve niyazımız odur ki, Cenabı Allah mekanını cennet, makamını ali etsin. Onu Bedir Ashabı ile mücahitlerin piri, şeyhi Hz. Hamza R.A. ile Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş kutlu kumandan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri ile büyük mücahit ve sahabe Eba Eyyup El Ensari Hazretleri ile birlikte haşretsin. Peygamber Efendimiz S.A.V.'e komşu etsin ve bizleri de onlarla cennetinde buluştursun inşallah.

    FATİH ERBAKAN SİZİ ÇOK ÖZLEDiM...

    Çok muhterem babacığım;

    Sizi çok özledim...

    Güler yüzünüzü özledim...

    "Mehmet, bir gelsin" demenizi özledim...

    Baba sıcaklığınızı, şefkatinizi özledim...

    Sabrınızı özledim..

    Bizi, bizden çok düşünmenizi özeldim...

    Sizinle birlikte olmayı, elinizi öpmeyi özledim...Birlikte sabah namazına kalkmayı özledim...

    Sizinle umre yapmayı, Kâbe-i Muazzama'nın kapı eşiğine tutunup ağlamayı özledim...

    Sizi çok severdim ama ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum...

    Sizin büyük bir lider olduğunuzu biliyordum, ama ne kadar büyük bir lider olduğunuzu şimdi daha iyi anlıyorum...

    Çok muhterem babacığım;

    Rahmeti Rahmana kavuştuğunuzdan bu yana evinize bir kere girebildim. O da şahsınıza ait eşyalarınızın düzenlenmesi içindi. Balgat ve Altınoluk sizden sonra susuz çöllere döndü... Renkliydi, canlıydı... Matlaştı, siyah beyaz oldu...

    Hamza, sizden sonra sık sık 'dedeme gideceğim' dese de, evinizin kapısına gelince 'dedem, dedem' diyerek içeri girmeye çalışsa da, artık sadece sizin fotoğraflarınızı öperek teselli buluyor.

    Geçen hafta Milli Gazete'den Mustafa Kurdaş Bey bizlerden, sizin çocukluk-gençlik fotoğraflarınızı ve size ait bazı özel bilgiler - belgeler istedi. Sizin arşivden; Trabzon'daki evinizin önündeki merdivenlerde kardeşlerinizle çekilmiş bir fotoğrafınızı buldum ve kendisine takdim ettim. İnanın, Hamza'nın size bu kadar benzeyeceğini tahmin edemezdim. Fotoğraftaki siz, bizim Hamza'nın ta kendisiydi. Torununuz size ne kadar benziyormuş...

    Çok muhterem babacığım;

    Sizin ve annemizin vasiyetlerinizi yerine getiriyoruz. Bizim için farzdır... Bu farzı yerine getirirken Cenab-ı Allah yardımcımızdır, elhamdülillah...

    İnançlı, sadık ve samimi bir teşkilat bıraktınız. Cenab-ı Allah'a ne kadar şükretsek azdır. Evlatlarımızın sizin gibi mücahit bir dedeleri var, Cenab-ı Allah'a ne kadar şükretsek azdır... Bizlerin sizin gibi malıyla, canıyla cihad eden bir babamız var.

    Cenab-ı Allah'a ne kadar şükretsek azdır. Ümmetin sizin gibi bir lideri var... Yaşanabilir bir Türkiye için

    Yeniden büyük bir Türkiye için

    Yeni bir Dünya için çalışacağımıza namusumuz ve şerefimiz için söz veriyoruz... Rabbim; tüm mücahitler ve mücahidelerden, sizden ve annemiz Hatice Nemin Erbakan'dan razı olsun. Mekânınız Al-i, mekânınız cennet olsun.

    Mehmet Altınöz

    CENNET MEKÂN MÜCAHİD ERBAKAN

    Erbakan hocamızı, yani muhterem babamı kelimelerle anlatabilmek çok zor, hatta mümkün değil diyebiliriz. Bir insanın doğumundan ölümüne eğitimini, çalışma hayatını, yaşadığı yeri, hobilerini, ortaya çıkardığı başarılarını anlatabilirsiniz. Kıymetli babamı  da bu yönleriyle anlatmak nispeten kola, fakat O'ndaki ruhu anlamak ve anlatmak zor olanı. Bütün hayatını Allah rızası için harcayan, her anını ve yaptığı her işi sadece Allah rızası doğrultusunda tanzim eden bir insanı anlatmaktan ziyade yaşamak gerekir. Rabbimin lütfuyla bizler ailesi olarak en özen anları kendisiyle paylaşma şansını elde ettik elhamdülillah.

    Kendisi için ayırdığı kısacık zamanlarda bile zihni daima davasıyla ve nasıl hizmet edebilirim düşüncesiyle meşguldü. En özel sohbetlerinde hep cihadı anlatırdı. Vefatından önceki hastane günlerinde, sıkıntılı dönemlerinde dahi sadece davası ve cihadla ilgili bir konu geçiyorsa konuşur, yoksa susardı. Kendisi bizlere ve bütün insanlığa "Halat iman ve cihaddır" sözünün en güzel örneğini vermiştir. Tabii söz konusu kişi böyle bir şahsiyet olunca vefatı da bütün insanlık için çok büyük bir kayıptır.

    Vefatının ardından geçen bir yılda görüyoruz ki, böyle şahsiyetler yeryüzüne çok az geliyor. Yerlerinin doldurulması, yokluklarının hissedilmemesi mümkün olmuyor. Kendisi Milli Görüş davasının hem mimarı, hem lideri, hem de en fedakar eriydi. Şimdi Milli Görüş'ün samimi gönül verenleri olarak her geçen gün kendisinin varlığının ne büyük bir lütuf olduğunu, yokluğunun ne büyük bir zorluk, mesuliyet ve boşluk olduğunu fazlasıyla yaşıyoruz.

    Erbakan hocamızı anmanın önemine inanıyoruz. Ama kendisini anmak kadar, anlamanın ve davasını yaşatmanın da önemine dikkat etmeliyiz. Şahitlik ediyoruz ki, O üzerine düşen kulluk görevini, cihad mükellefiyetini hakkıyla, en güzel şekilde yerine getirdi ve ebedi hayata intikal etti. Aynı vazifeler bizim üzerimizde de farzdır. Öyleyse, ardından O'nun yaşantısını, daha aşkını, çalışma azmini, fedakarlığını kendi yaşantımıza rehber etmeli, takatimizin sonuna kadar, halis bir niyetle, Allah'ın bütün emir ve yasaklarına uymaya çalışarak, sadece rıza-i İlahi ve insanlığın kurtuluşu için çalışmaya gayret göstermeliyiz.

    Büyük davaların zaferleri şehitlik ve şehadet gerektirir. Bizler de kendisinin Allah için bir dava şehidi olduğuna inanıyoruz. O'nun gibi büyük şahsiyetlerin şehadetlerinin zaferleri yaklaştırdığına da inanıyoruz. Kendisinin ve bu uğurda yaşayıp, hayatını kaybeden bütün mücahidlerin hürmetine Rabbim, Milli Görüş'e zafer verecektir. Yeter ki, O'nların ardından bizler hakkıyla çalışıp, fedakarlık yapalım, kısacası zafere layık olalım... Rabbim insanlığın kurtuluşu için emek veren bütün mücahidlerden ve kıymetli babamdan razı olsun. Mekanlarını Al-i etsin, en sevdiği kullarıyla haşreylesin, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e komşu etsin inşallah. Bizleri de himmet ve şefaatlerinden ayırmasın. Amin...

    ELİF ERBAKAN ALTINÖZ ASLA TAVİZ VERMEZDİ

    Muhterem babamın vefatının üzerinden tam bir yıl geçti.  Bizler kadere inanmış ve teslim olmuş insanlarız. Ama yine de yokluğuna alışmak bizim için zor. Hâlâ o sıcak tebessümüyle ve şefkatiyle kapıyı açıp geliverecekmiş gibi hissediyorum. İnşallah Rabbim bizi cennetinde buluşturur.

    Bir baba olarak her zaman müşfikti. İnsani ilişkilerinde son derece nazikti. Ama mücadele ettiği idealleri söz konusu olduğunda asla taviz vermezdi. Babam, İslam'ın emirlerine göre yaşamayı hayatında en büyük ilke edinmişti. Diğer insanlarında bu ilkelere göre yaşamasını canı gönülden istiyordu. Bunun en güzel ve etkili yolunun ise siyasi çalışma ile olacağını düşünüyordu. Türkiye'nin yaşadığı olumlu değişimlerin büyük kısmında babamın 42 yıllık mücadelesinin etkisi olduğunu düşünüyorum. Milletimizin büyük çoğunluğunun da aynı şekilde düşündüğüne inanıyorum. Cenazesindeki sevgi seli de O'nun nasıl bir lider olduğunu göstermiştir. Tarihte pek az insana nasip olacak, milyonlarca insanın katıldığı cenaze namazıyla ebedi aleme uğurlanması ailesi olarak bizleri de derinden etkiledi. Bu büyük teveccüh nedeniyle milletimize bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bu uğurlama sadece sevenlerinin ve milletimizin katıldığı bir tören değildi. Aynı zaman da, sivil ve askeriyle bütün devlet erkanının iştirak etmesi devlet-millet kaynaşması açısından da sanıyorum bir dönüm noktası oldu.  Sadece Türkiye'deki siyasi partiler değil, dünyanın her yerinden bir çok İslami hareketin lideri veya temsilcisinin gelmesi, Babamın bütün dünyada Müslümanlar tarafından ne kadar sevildiğinin en büyük göstergesiydi.

    İlahi takdirin önüne geçilemez. Evet bedenen bugün Necmettin Erbakan yok ama onun ideallerini, mücadelesini, davasını sonsuza kadar yaşatmak için and içmiş binlerce insan var. Güçlü bir teşkilat var. Babamın bıraktığı en büyük miras bu. O, ömrünü Müslümanların birliği için harcadı. Hayatı boyunca, İslam Nato'sunun, İslam Ortak Pazarı'nın, İslam Ortak Parası'nın önemini anlattı. Bugün İslam ülkelerinde yaşanan gelişmeler O'nun bu mücadelesinde ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor.

    Rahmetli Babam, 85 yaşında, Saadet Partisi Genel Başkanı olarak son nefesini verdi. Sadece Refah, Fazilet ve Saadet değil, Milli Nizam ve Milli Selameti de buna eklemek gerek. İnşallah biz de Babamız gibi bütün gayretimizle, ömrümüzün sonuna kadar çalışmakla müşerref oluruz. Rabbimizden dileğim budur.

    ZEYNEP ERBAKAN ÇOK ÖZLÜYORUM

    Dedemizi kaybedeli 1 yıl oldu ama bana bin yıl gibi geliyor. O'nu o kadar çok özlüyorum ki. Eminim O gittiği yerde çok mutlu ama biz burada O'nsuz çok mutsuzuz. O üzücü günü hatırlıyorum da, milyonlarca insan O'na bir Fatiha okumak için Almanya'dan, Endonezya'dan, dünyanın dört bir yanından geldiler. Allah razı olsun. Bu kadar yaşamak nasip oldu. O'nla daha çok beraber olmak isterdim ama takdir böyleymiş. O bütün hayatını cihat yoluna adamış bir insandı. Bizi çok severdi. Dünya büyük bir değerini kaybetti. O'nun Kur'an-ı Kerim okuyuşuna, namaz kılışına birkaç kez denk gelmiştim. Büyük bir zevkle yapardı ibadetini. Asla sıkılmazdı. Bizi hiç ihmal etmezdi.  Seninle gurur duyuyor ve seni çok seviyorum dedeciğim. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

    Hüdanur Baykoç (13 Yaşında)

    DEDEM İNSANLAR İÇİN YAŞADI

    O çok sevdiğim, saygı duyduğum, herkes tarafından değer verilen bir insandı. Çoğu insan doğar, kendi hayatını yaşar ve en sonunda yaşadığı kendi hayatıyla beraber dünyaya veda eder. Fakat O'nda öyle olmadı. O asla kendi hayatını yaşamadı, hep insanlar için yaşadı. Bu ülkenin insanlarını rahat ettirmek için yaşadı. Almanya'da projeler yaparken, milletimizi düşünüp, vatanına geri dönmesi bunun en büyük kanıtıdır. Almanya'da kalıp yaptığı projelere devam edip, iyi bir ekmek parası kazanıp iyi bir yuva kurup kendi hayatını yaşayabilirdi. Fakat kendini düşünmedi ve Türk halkını düşündü.

    Bu yüzden oradaki rahat yaşamını bırakıp, davası uğruna hapse dahi gireceği memleketine döndü. Fakat her gün zorluk çektiği bu davasında bile akşam eve gelirken bize aldığı hediyelerle birlikte gülümsemesini de getirirdi. Belki çok mutlu bir gün geçirmemişti ama öyle göstermeye çalışırdı bize. İşte böyle insanlar kolay kolay unutulmazlar. Bu yazıyı yazarken dedemin vefatının üzerinden 1 sene geçti. Fakat 50 sene de geçse dedeme duyduğum bu özlem, bu sevgi hiç azalmayacak. O'nun yeri bende ayrı. Allah onun yerini cennet eylesin inşallah.

    Enes Baykoç (16 Yaşında)

    GURUR DUYUYORUM

    Dedemi çok severdik. O'nu çok ama çok özledik. Dedemle birlikte olmayı çok isterdim. Ama O aramızdan ayrıldı. O'nun yokluğuna hâlâ alışamadık. Sanki tekrar gelecekmiş gibi dedemi bekliyorum. Onu özlüyorum. Dedemin yolundan gitmek istiyorum. Herkesin böyle düşünmesini isterdim. O bizi hep mutlu ederdi. Kendisi de inşallah çok mutludur. Herkese iyi şeyler kazandırdığına inanıyorum. Dedemin hayal ettiği bir dünyayı istiyorum. Dedemin istek ve görüşlerini herkesin yaşamasını istiyorum. Bu ülkede dedem gibi insanların yetişmesini arzu ediyorum. Dedemle gurur duyuyorum. Ömrüm boyunca Sen'i hep hatırlayacağım dedeciğim.  Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun.

    Ahmet Yasir Baykoç(10 Yaşında)

    EN ZORU BU YIL OLACAK

    Dedemiz vefat edeli tam 1 yıl olmuş. Sanki bana 2-3 ay geçmiş gibi geliyor. Sanki cenaze, taziyeler dün olmuş gibi. O cenazedeki tekbirler, şahadetler, o mahşeri kalabalık hâlâ gözümün önünde. O soğukta milyonların İstanbul'u doldurması, Fatih'teki insan seli aklıma geldikçe hüzünleniyorum. Hayatımdaki 16 yılı dedemle geçirdim. Bu 17'nci yıl ve dedem olmadan geçen ilk yıl. "En zoru bu yıl olacak" demiştim içimden.

    Dedem dünyadaki Müslümanların lideri konumunda olmasının, vatanını canından çok seven bir vatan sevdalısı olmasının yanında aynı zamanda bir baba ve bir dedeydi. Biz O'na bu kadar yakındık. Kimi insanlar vardı O'nu bir kere görebilmek için binlerce kilometre yol yapan. Buna ne kadar şükretsek azdır.

    Şimdi O'nun bize emanet ettiği davanın büyüklüğünü ve doğruluğunu çok daha iyi anlıyorum. O, yapması gerekeni yaptı ve kalanını bizlere bıraktı. İnşallah Allah bizi bu yolda güçlü kılar.

    Vefatından sonra herkes, tüm din büyükleri, siyasiler, dava arkadaşları ve bizler... Kısacası onu tanıyan herkes güzel şeyler söyledi arkasından. Herkes hakkını helal etti. Okunan Kur'anların, hatimlerin, Fatihaların sayısı belirsiz. Tek bir kimse bile kötü bir insandı demedi. Bu nasıl doğru bir yolda gittiğinin ve dinine nasıl bağlı olduğunun göstergesidir. Bazen yaşadığımız anılar, bize söyledikleri aklıma geliyor. Şimdi O'nsuz geçen bir yıldan sonra çok daha iyi anlıyorum O'nu. Bizimleyken bu kadar farkında değildik. Ama aramızdan ayrılınca daha iyi anlıyoruz neyin ne olduğunu.

    Son derece şefkatli, merhametli, ailesini çok seven ve hiçbirimizi bir kere bile kırmayan, üzmeyen, incitmeyen dedemizin yokluğu bu yıl gerçekten hissedildi. Her zaman bizimle beraber olmak isterdi ama bu kadar nasipmiş. İnşallah öbür dünyada, cennette beraber oluruz. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

    Talha Baykoç (17 Yaşında)

    MEKÂNI CENNET OLSUN

    Dedem çok sabırlı, azimli ve gayretli birisiydi. Onu anlatacak kelimeler bulamıyorum. 3 yaşındayken anneannemi cennete doğru uğurladık, 9 yaşında ise dedemi. Dedem zor yürüyordu. Benden su isteyince hemen mutfağa koşar su götürürdüm. Suyu götürünce önce biraz elimi tutar sonra alırdı. Bunu bir tek bana yapardı. Belki bu ona mutluluk verirdi. Karne günü hepimiz heyecan ile evinde toplanırdık. Bize karne parası verirdi. Biz de elini öperdik. Bu bir gelenekti. geçen yıl yarıyıl tatilinde hastanede olduğu için karnemizi hastanede gösterdik ve elini hastanede öptük. Sonra babamla Bursa'ya gittik. Bursa'dan dönerken bir telefon geldi. Babam telefondan sonra ağlamaya başladı ve babamı ilk defa böyle görmüştüm. Ve sonun da acıyla dedemin öldüğü haberinin geldiğini anladım. Dedem tarihe adını altın harflerle yazmış bir insandı. en iyi bildiğim şey cennete gireceğiydi. Recai Kutan amcanın anlattığına göre dedem her işten sonra İNTAÇ dermiş. Yani neticelendirme.

    Bundan da, dedemin ne kadar akıllı bir insan olduğunu bir kez daha gördüm.

    Dedem ile daha uzun süre yaşayacağımı bekliyordum. Hiç bir zaman ananem ve dedemin ne kadar azimli, dürüst, şefkatli, erdemli, iyi kalpli ve yardımsever olduklarını unutmadım. Sözlerimi şu şekilde noktalayacağım. Onu çok çok çok çok çok severdim. Mekânı cennet olsun. Allah bizleri cennetine koysun.

    Hatice Altınöz

     

    Bu Haber 7999 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS