• ABD Suriye  Kredi Kartlarını Tek Bir Tuşla İptal Etti

    ABD Suriye Kredi Kartlarını Tek Bir Tuşla İptal Etti

    05 Eylül 2012
    YA ONURLU CİHAT VE İZZETİ; VEYA KURU EDEBİYAT VE ZİLLETİ…

     
    | Devamı

    Mustafa Yılmaz'ın Milli Gazete'deki köşesinde Suriye ile ilgili gündeme getirdiği bir detay akıllara durgunluk verir cinsteydi. Elbette çok yankı buldu bu olay, ancak günde 5 kez gündem değiştirme kabiliyetine sahip olan ülkemizde yeteri kadar tartışılmadı.

    Önce hadiseyi hatırlayalım.

    "Suriye'de artık kredi kartı geçmiyor. Amerika, Washington'dan tek bir tuşa basarak Suriye'deki bütün kartları bloke etmiş. Suriye'deki kredi kartı sayısı belki Türkiye'nin yüzde biridir. Ama bu bile ekonomiyi çökertmeye yetmiş. Aynı şey Türkiye'ye yapılsa ne olur diye düşündüm? Düşünemedim, korktum. Ve bir kez daha merhum Erbakan'ın Siyonizm ve Gizli Dünya Devleti derken neyi kastettiğini anladım. Yol kenarındaki yoksul bir işportacıdan sigara almak istedim. Elimdeki doları uzatınca, kaşlarını çattı; "Dünyanın bütün dolarlarını getirsen sana bir tek sigara vermem" dedi, vermedi. Duruşuna hayran oldum."

    Hadise bu kadar vahimdir. Peki, ne yapmak lazım?

    Kanaatimizce iki yol var. Biri devlete düşüyor, diğeri fertlere.

    Sen eğer sorgusuz sualsiz kredi kartı kullanırsan kendini de düşmanına bağlarsın. Özgürlüğünü onun eline kendi ellerinle teslim edersin. Ekonomik güç siyasi gücü de beraberinde getirir, toptan teslim olursun.

    Ey okurlar, yüreğinizle, imanınızla, inancınızla anlayınız. Ve gereğini yapınız.

    Son sözümüz de "iyi ama kardeşim, alışverişimizi kolaylaştırıyor" diyenlere.

    Erbakan Hoca bahane uyduranlara "Ariel Şaron bu halinizi görse size maaş bağlar" derdi.[6] 

    Mahmut Toptaş Hoca’nın dediği gibi: Amerika (kâfir ve zalim olduğunu kanıtlamak için) daha ne yapsındı?



    KAYNAK MAKALENIN DEVAMINI YAYINLIYORUZ

     

    YA ONURLU CİHAT VE İZZETİ; VEYA KURU EDEBİYAT VE ZİLLETİ… 

    “Dünya Yahudileri Amerika'daki sermaye Yahudilerini (sömürü sermayesinin sahiplerini, kendileri) "FAİZ"den nehy etmelidirler, "karşılıksız para çıkarmaktan" nehy etmelidirler, "dünyaya silah satıp onları savaştırmaktan" nehy etmelidirler, "gümrükleri ve vergileri icad eden sermayeyi bu pisliklerden" nehy etmelidirler... (Yani insaflı Yahudiler insafsız Yahudileri bu kötülüklerden engelleyip vazgeçirmelidirler) Nehy etmeseler ne olur? İşte o zaman onlar da mel'un olurlar, lanetlenirler... O halde İsrail oğullarının dışlanmaktan kurtulmalarının tek yolu vardır. Sömürü tekelini kendileri yok etmelidirler. Amerika'da Obama taraftarları bu işe başlamışlardır. Dünya Yahudileri de bunları desteklemelidir. İsrail devleti de onların yanında yer almalıdır. Onlar da Kur'an'a ve Tevrat'a kulak vermelidirler.

    Bunu İstanbul Yahudileri de yapmalıdır... Bu sermayeye düşmanlık değildir. Aksine, onları da çıkmazdan ve lanetten kurtarmadır. Bu İsrail Yahudilerine asla karşı çıkma değildir. Tam tersine İsrail'e barışı getirmedir. Lanetlenmiş Masonlar da bu gerçekleri görmelidirler. Hepsi tövbe edip faizden vazgeçmelidirler.

    Görülüyor ki; biz "Adil Düzen gelecektir" derken "biz getireceğiz" demiyoruz, Allah getirecektir. Yahudilerin de eliyle getirir veya Zencilerin veya Eskimoların eliyle getirir... Biz olacakları söylüyoruz, kimin yapacağını iddia etmiyoruz. Hak gelmedikçe bâtıl gitmez, lanet de bitmez. Sermayeye düşmanlıkla da bir yere varılamaz. Biz "faizsiz ekonomi" sistemlerini kurduğumuz zaman kimse faizle bir iş yapmaz. Faizle iş yapanlar da ya "faizsiz sisteme" geçerler yahut silinip giderler. Faizsiz sisteme geçmemiz için de tüm insanlığı bu sisteme çağırmamız gerekir. Bu gelir bu gelmez, bu kötüdür bu iyidir demememiz gerekir. Bu çağrıyı yapabilmemiz için de önce bizim "öğrenmemiz", sonra "yapmamız", sonra "anlatmamız", ondan sonra onları "çağırmamız" gerekir.

    “Evet... Allah bu küçücük kavmi (Beni İsrail’i) seçmiş ve Kur'an'da uzun uzun anlatmakta, onların yaptıkları kötülükleri haber vermektedir. Böyle anlatılması gerekir. Allah anlatmaktadır. Nitekim Necmettin Erbakan da ömrü boyunca bu işi yaptı, onların kötülüklerini tüm dünyaya anlattı, insanlığı uyardı; insanlık uyandı, hâlâ uyanmaya devam ediyor... Şüphesiz her şeyi yapan Allah'tır. Şeytanı var eden de Allah'tır. Bizim görevimiz bize verilen görevleri yapmaktır. Kur'an ne diyorsa onu yapmalıyız. Onların hepsini bir çuvala koyup toptan saldırma yerine, gerçekler ortaya çıkmalı, ondan sonra gereği yapılmalıdır. Kötü İsrail oğulları ile biz değil onlar yani kendileri mücadele etmelidirler...”[1] 

    diyen Akevler Ekibine sormak gerekirdi:

    Peki, öyleyse, Müslümanlar niye vardı ve ne güne duruyordu? Yüzlerce CİHAT ayeti, bizi değil de, iyi niyetli ve iman ehli Yahudileri mi muhatap alıyordu?

    “Onlara (zalim ve saldırgan düşman odaklara) karşı gücünüzün yettiği (son noktaya) kadar (her türlü: ekonomik, askeri ve teknolojik) kuvvet hazırlayın” (Enfal: 60)

    Ayeti, düşmanları ve şer odakları “kuvvet ve cihat” dışında başka türlü caydırıp hizaya sokmanın mümkün olmadığını, kime haber ve emir veriyordu?

    İşte kendi anlatımıyla, cihat araçları ve Erbakan’ın teknoloji harikaları:

    “Siyonist Yahudi görünümlü emperyalist Batı, faiz yoluyla parayı ve ekonomiyi; Masonluk vasıtasıyla da, cemiyetleri ve siyaseti ele geçirmek yanında, nükleer silah füzeleri, uçak gemileri, çok yüksek muharebe ve teknolojik tahrip sistemleri ile tam bir baskı ve barbarlık düzeni yürütmektedir. Yani Batılılar, yalvarıp yakarmadan, barış çağrılarından, kof kınamalardan ve kuru sıkı kabadayılıklardan ürkmemektedir.

    “Öyle ise biz de atom bombası yapalım, biz de uçak gemileri hazırlayalım” demek beyhudedir. Çünkü hem bu gidişle onlarla boy ölçüşmek mümkün değildir; hem de, tüm dünyayı mahvedecek bu nükleer silahların kullanılmasına inancımız ve insani duygularımız izin vermemektedir.

    Bu nedenle, ırkçı emperyalist zalimlerin elinde bulunan bütün nükleer silah tesislerini ve son model saldırı sistemlerini çalışmaz ve işe yaramaz hale getirecek ve fırlatılanları bile elektromanyetik dalgalarla havada geri çevirip kendi üzerlerine yöneltecek orijinal teknolojiler gereklidir ve Allah’ın lütfüyle artık son aşamaya gelinmiştir.

    Yani zalim güçlerin, yıllar boyu emek vererek ve milyarlar dökerek hazırladıkları ve tüm dünyayı korkutup esir aldıkları silah sistemlerini boşa çıkaracak orijinal ve ileri teknolojiler, Allah’ın izniyle tarafımızdan hazırlanıp kahraman Ordumuzun ilgili birimlerine teslim edilmiştir.[2] 

    İçtihat ruhunun bu denli dolgun olduğu şahsiyetlerde, cihat şuurunun bu derece yoksun olması, ancak ilahi nasip ve tekdir cilvesiyle izah olunabilir. Çünkü çağın ihtiyaç ve standartlarına uygun yeni ve yeterli kuralları Kur’an ve sünnetten çıkarıp en mükemmel programı da ortaya koysanız, bunları ülkenizde ve yeryüzünde uygulayacak ekonomik, politik, psikolojik ve askeri-teknolojik gücünüz ve üstünlüğünüz yoksa, bütün bu hazırlıklarınız, uygulama imkanı bulamayacağı için, Hz. Peygamber Efendimizin “Kendisinden Allah’a sığındığı faydasız ilim” sınıfına girecektir.

    Ve hele süper zalimleri hizaya getirecek ve Adil Düzen’i yürütecek askeri bir zaferle, İslam’ın hâkimiyetini ilan ve ispat etmedikçe, hiçbir ülkenin “vay be, ne güzel ve mükemmel bir sisteminiz var, verinde uygulayalım” demeyeceğini, istese bile diyemeyeceğini, dese bile ona Siyonist ve emperyalist güçlerin bu fırsatı vermeyeceğini bilmek için âlim olmak gereksizdir.

    Cihat sorumluluğundan ve zalim odaklarla mücadelenin zorluğundan kaçanlara, Allah’ın verdiği ilk zillet, güç merkezlerinin himayesine sığınma mecburiyeti hissetmeleridir. İşte kendisine gıpta edip hayran olduğumuz ve “bilge insan” diye övüp durduğunuz Fetullah Gülen’in tarihin en vahşi ve en zalim devletlerinden birisi olan ABD’ye yaranma gayretiyle “Dünya gemisinin kaptanlığına Amerika’yı layık görmesi” ve Mavi Marmara katliamında, Gazze’yi işgal eden zalim İsrail’i “izin alınması gereken otorite” ilan edip dolaylı şekilde Siyonistlerin barbarlığına mazeret ve meşruiyet üretmesi, nasıl HAKK’a değil, GÜǒe tapınmanın bir alameti ise; Şimdi bunların kalkıp Ona “bilge şahsiyet” diye yaranma gayretleri de, Cemaatin etkinliğinden yararlanma niyetlidir. 

    Rahmetli Erbakan Hoca “Ilımlı İslam” safsatasını şöyle açıklamışlardı:

    “Irkçı emperyalist odaklar diyor ki: Müslüman âleminde, bütün gücümüzle ılımlıları çoğaltmamız lazımdır. "Ilımlı İslam" ile ne anlatılmaya çalışılır? Yani cihat şuuru olmayacak, Hak ve adaleti hâkim kılma gayesi ve sorumluluğu taşımayacak, bozuk ve batıl düzene karışmayacak, Yahudi’ye hizmetçilik yapacak; ama namaz kılacak, oruç tutacak, umreye koşacak... Dünyadaki ve ülkedeki düzeni, Siyonist Merkezler tanzim edecek. Sen sadece Yahudi’ye vergi ve faiz ödeyeceksin, aldığın her malın fiyatının yarısını sömürü sermayesine haraç olarak vereceksin; bir nevi küresel sisteme demokrat kölelik edeceksin, ama izin verilen ibadetleri de yerine getireceksin... İşte ılımlı İslam dedikleri bu…[3] 

    Yeni şirk dini ('Pazar tektanrıcılığı'): Serbest piyasa ilahları:

    “Faizi helal, hileli ve haksız kazancı mubah” gören serbest piyasa ve serbest pazar anlayışı sömürücü kapitalizmin vahşi prensipleridir. Eğer piyasa hayattaki her şeyi şekillendiriyor ise bu bir din demektir ve yeni şirk dinidir.

    Garaudy'e göre Serbest piyasa ekonomisi “yeni ve batıl bir din yerindedir”

    “Serbest Pazar ekonomisi, toplumsal, kişisel veya ulusal ilişkilerin tek düzenleyicisi, iktidarın ve hiyerarşilerin tek kaynağı haline geldiği zaman bir din şekline dönüşecektir. Ne var ki pazarın bu değişim ve dönüşümünün nihayetinde düşünce, sanat veya vicdani değerler de dâhil, bütün insanı değerler ticari değerler haline gelmiştir...

    Son aşamasına gelmiş bulunan bu sömürü sistemi, artık hâkim bir din mahiyetindedir. Ne var ki kendi adını söylemeye cesaret edemeyen bir dindir bu: Pazar tektanrıcılığı."[4] 

    Ali Şeriati de Garaudy'e benzer bir değerlendirme yapmakta ve bu şirk dininin mevcut sömürü düzenini meşrulaştırmak amacıyla diğer dinleri istismar ettiğini ifade etmektedir:

    "Şirk dini diye adlandırdığımız bu dinin kökü iktisattır. Diğer bir deyişle şirk dini bir azınlığın servet sahibi olmasına ve çoğunluğun yoksun kalmalarına dayanır, bu olgudan kaynaklanır. Bu iktisadı etken, diğer insanlara üstün olma hırsı, hem statükoyu korumak ve meşrulaştırmak, hem de onun sürekliliğini sağlayabilmek için istismar aracı olarak dine ihtiyaç duymaktadır.

    Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, kendisini tanrılara dayandırıp meşrulaştırmak, Ahiret inancı taşıyan Müslümanları mukaddesatçı görünüp aldatmak ve bütün dini inançların saptırılması sayesinde, statükoyu meşru göstermek ve ona gerekçe hazırlamak."[5] 

    Yeni şirk dinin öldürücü silahı: özelleştirme yağması

    Bu 'Pazar Tek Tanrıcılığı ve Şirk Dininin' sözcüsü bugün için Siyonizm ve ABD'dir. Bu Batıl dini, küreselleşme adı ile tüm dünyaya yaymak amacındadır.

    ABD-Siyonizm, Pazar tektanrıcılığı ve şirk dini aracılığıyla, her ülkeyi ele geçirmeyi planlamaktadır. Müslüman coğrafyanın tüm zenginlikleri, serbest piyasa ve özelleştirme sloganları ile pazar tek tanrıcılığı ilahları tarafından yağmalanmaktadır. Küreselleşme eksenli özelleştirme, bu yeni şirk dininin öldürücü silahı olarak kullanılmakta ve her derde deva olarak sunulmaktadır. Türkiye'deki özelleştirmelere yabancı ortak şartının sokulmasına bu açıdan bakılması lazımdır.”

    İlahlar uğruna dostlarını satma ve kutsalını pazarlama

    Başbakan, aile dostu Esad'ı bir kalemde silip atmıştı. Davutoğlu, Türkiye’nin muhaliflere ev sahipliği yapmasını teklif buyurmuşlardı. Güvenilir (!) müttefikimiz Hillary Clinton, ABD adına Suriye'yi ehlileştirmenin Türkiye ile mümkün olacağını açıklamıştı.

    Elbette Esad diktatördür ve adaletsiz bir insandır. Ama ABD daha zalimdir ve Süper Şeytandır. Ve en önemlisi de Suriye Bilal-i Habeşi'nin, Selahaddin Eyyubi’nin, Mevlana Halid-i Bağdadi'nin, ibn-i Arabî’nin yurdudur, Belde-i İslam'dır.

    Suriye, Kredi Kartı ve Biz

    Mustafa Yılmaz'ın Milli Gazete'deki köşesinde Suriye ile ilgili gündeme getirdiği bir detay akıllara durgunluk verir cinsteydi. Elbette çok yankı buldu bu olay, ancak günde 5 kez gündem değiştirme kabiliyetine sahip olan ülkemizde yeteri kadar tartışılmadı.

    Önce hadiseyi hatırlayalım.

    "Suriye'de artık kredi kartı geçmiyor. Amerika, Washington'dan tek bir tuşa basarak Suriye'deki bütün kartları bloke etmiş. Suriye'deki kredi kartı sayısı belki Türkiye'nin yüzde biridir. Ama bu bile ekonomiyi çökertmeye yetmiş. Aynı şey Türkiye'ye yapılsa ne olur diye düşündüm? Düşünemedim, korktum. Ve bir kez daha merhum Erbakan'ın Siyonizm ve Gizli Dünya Devleti derken neyi kastettiğini anladım. Yol kenarındaki yoksul bir işportacıdan sigara almak istedim. Elimdeki doları uzatınca, kaşlarını çattı; "Dünyanın bütün dolarlarını getirsen sana bir tek sigara vermem" dedi, vermedi. Duruşuna hayran oldum."

    Hadise bu kadar vahimdir. Peki, ne yapmak lazım?

    Kanaatimizce iki yol var. Biri devlete düşüyor, diğeri fertlere.

    Sen eğer sorgusuz sualsiz kredi kartı kullanırsan kendini de düşmanına bağlarsın. Özgürlüğünü onun eline kendi ellerinle teslim edersin. Ekonomik güç siyasi gücü de beraberinde getirir, toptan teslim olursun.

    Ey okurlar, yüreğinizle, imanınızla, inancınızla anlayınız. Ve gereğini yapınız.

    Son sözümüz de "iyi ama kardeşim, alışverişimizi kolaylaştırıyor" diyenlere.

    Erbakan Hoca bahane uyduranlara "Ariel Şaron bu halinizi görse size maaş bağlar" derdi.[6] 

    Mahmut Toptaş Hoca’nın dediği gibi: Amerika (kâfir ve zalim olduğunu kanıtlamak için) daha ne yapsındı?

    Komünizmin dağılışında NATO genel sekreteri W. Cleas "Komünizm yıkıldı, yeni düşmanımız İslam'dır. Bundan sonra tatbikatlarda düşman kuvvetler kırmızı renkle değil yeşil renkle temsil edilecektir" demişti. 06/10/2002 günü Fetullahçıların diyalog için can attıkları Amerikalı Jerry Falwel isimli bir papaz, CBS televizyonunun "60 dakika" programında sevgili Peygamberimiz için "Muhammet, bir teröristtir" demekten çekinmemişti. Amerikalı askerlerin, toplu halde öldürdükleri Müslümanların cesetleri üzerine işerlerken kasete alınmış görüntüleri bütün televizyonlar vermişti. O askerlerle NATO çatısı altında Türk askeri de Afganistan'da görev yapmaya devam ederken Amerika Cumhurbaşkanlığına aday adaylarının televizyondaki konuşmaları esnasında Teksas Valisi Rick Perry'nin "Türkiye'yi teröristler idare ediyor" demese Amerika'yı yönetmeye hazırlanan birinin içinde neler sakladığını bilemeyecektik.

    Bu duyduklarımız, sadece içlerindekinin dışa sızanıdır.

    Biz, onlara "Sizin demokrasinizi Ortadoğu'ya biz taşırız" desek de adamlar bizim eşbaşkanlığımızdan memnun değildir. "Sizin laikliğinizi Arap ülkelerine taşırız, nakliye ücreti de almayız" desek de adamların içindeki kin ve pislik dinmeyecektir. İslam'la kâfirliği birlikte uygulamaya çalışmak, Geceyle gündüzü bir arada tutmaya çalışmak gibidir. İyilik olsun diye yarasayı güneşte gezintiye çıkarmak gibidir. Yarasa karanlığından memnun, kâfir katilliğinden, ceset üzerine işemekten, afyon çekip, şarap içmekten ve mazlumları ezmekten…

    Baykuş, harabesinden memnun ve bütün köşklerin, yalıların, evlerin harap olmasını arzu etmektedir. Kâfirler, bütün gerçek Müslümanların sarhoş, fahişe olması, terörün yayılması, iffetli insanların cezalandırılması, üzerlerine "gerici" damgası vurularak veya "terörist" yaftası vurularak aşağılanmasını istemektedir. Rabbimiz, "Siz onları seversiniz, onlar sizi sevmez" diye ikaz etmektedir. (Al-i İmran süresi ayet 119)

    Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'inde, hiç yoruma fırsat vermeden açık-seçik ve net olarak bildirmiştir:

    Bakara süresi 120- "Sen onların milletlerine (ırkçı emperyalizme) uymadıkça, ne Yahudiler de Hıristiyanlar da asla Senden hoşnut olmazlar. De ki: "Gerçekten doğru yol, Allah'ın yoludur." Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, artık Sana Allah'tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."

    "Efendim ben Müslüman'ca yaşarım ve de kâfire kendimi sevdiririm" diyen sadece kendini aldatıverir. Mekke'de kırk yılını tanıyan insanlar ona "el-Emin" yani güvenilen adam adını vermelerine rağmen peygamberliğini ilan ettiği günden itibaren Amcası Ebu Leheb dâhil birçok insan en katı düşman hale gelmişlerdir.

    Medine'de iken sevgili Peygamberimizin devletinden ve İslam’ın nimetlerinden yaralanmalarına rağmen fırsat buldukça fitne fesat çıkaran ve müşriklerle gizli görüşmeler yapan ve özellikle cihattan kaytarmak için bin bahane uyduran münafıkların iç halini Rabbimiz, Peygamberimize haber vermiştir:

    "Eğer sığınacak bir yer makam veya (saklanacak) mağaralar veya girecek bir delik bulsalardı hemen oraya koşarak (İslam davasından) yüz çevirirlerdi." (Tevbe süresi 57)

    Sinek, güllüğü sevmez, küllüğe gider ve bütün güllüklerin çöplüğe dönüşmesini arzularmış…

    Baykuş viraneleri sever ve bütün mamur yerlerin yıkılıp viran olmasını amaçlarmış…

    Fahişe, iffetli kadınlara düşmanmış. Çünkü o iffetliler olmazsa kendisine fahişe gözüyle bakılmayacağına inanırmış…

    Kâfir, bütün Müslümanlara düşman davranırmış, çünkü onların varlığı kendisinin kâfirliğini ortaya çıkarırmış.

    Buyurun, Rabbimize kulak verelim:

    "Onlar, kendileri inkâr ettikleri gibi sizin de inkâr etmenizi, onlarla denk olmak (için dininizi dejenere etmenizi) isterler." (Nisa süresi 89)

    "Eğer onlar, sizi (her yönden zayıf ve çaresiz konumda) yakalarlarsa sizin düşmanınız gibi davranırlar ve size ellerini ve dillerini kötülük için uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu edip dayatırlar." (Mümtehine: 2)




    [1] 12 Ocak 2012 Reşat Nuri Erol

    [2] Not: Bu sözler, Erbakan Hoca'nın ilgili konferans ve seminerlerinden derlenmiştir.

    [3] Kaynak: Kanal B – Başkent Oturumları

    [4] Garaudy, R., Çöküşün Öncüsü ABD, Nehir Yayınları, İstanbul, 1997, 31-32.

    [5] Şeriati, A., Dine Karşı Din, İşaret Yayınları, İstanbul, 2003,S: 33-34,37

    [6] Bekir Gündoğar / Milli Gazete



     















    Bu Haber 7799 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS