• “NATO”CU ERDOĞAN, “FET֔CÜ ARINÇ VE “APO”CU YANDAŞLARI___!!!

    “NATO”CU ERDOĞAN, “FET֔CÜ ARINÇ VE “APO”CU YANDAŞLARI___!!!

    04 Ocak 2020

     
    | Devamı

    “NATO”CU ERDOĞAN, “FET֔CÜ ARINÇ

    VE

    “APO”CU YANDAŞLARI

              

    Kof palavralarla ve boş alay-ı valalarla 2019-Aralık ilk haftası Londra’daki NATO zirvesine katılan Sn. Erdoğan, bir sürü zırvalıklarla uğurlanmıştı.

    Türkiye'nin YPG konusunda NATO'yla yaşadığı anlaşmazlık için çarpıcı bir çıkış yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, "Türkiye ile çatlağın Londra Zirvesi'nin sonunda çözüleceği sözü veremem" diyerek küstahlaşmıştı. Siyonist Yahudi Stoltenberg ve ABD Başkanı Donald Trump, Londra'da NATO Devlet ve Hükümet Başkanları ile Zirve kapsamında buluşmuşlardı. Jens Stoltenberg gündeme dair açıklamalar yaparken: “Türkiye ve NATO arasındaki sorunun, Londra Zirvesi'nin sonunda çözüleceğinin garantisini veremem!” diyerek Erdoğan’ın hayallerini ve beklentilerini boşa çıkarmıştı. Stoltenberg açıklamasında; Türkiye'nin YPG'nin terör örgütü olarak kabul edilmesi isteğine de değinerek, "YPG'nin nasıl tanımlanacağı konusunda Türkiye ile aramızda sorun yaşandığı bilinen bir şey" ifadelerini kullanmış, bırak Türkiye’nin yanında olmayı, tam aksine düşman cephede ve terör örgütleriyle beraber olduklarını hatırlatmıştı.

    NATO'nun kuruluşunun 70. yılının kutlanacağı Londra Zirvesi'ne katılan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Türkiye'yle ilgili bir son dakika açıklaması kafaları iyice karıştırmıştı. Stoltenberg “Baltık ülkeleri ve Polonya'yı içeren savunma planlarıyla ilgili Erdoğan'la görüştüğünü” vurgulamıştı. Jens Stoltenberg, Baltık ülkeleri ve Polonya’yı içeren savunma planları için, "Tüm NATO müttefiklerini korumak için yeni planlar üretilmektedir, Baltık ülkeleri ve Polonya da bunlara dâhildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu konuyu görüştüm, birlikte çalışıyoruz, bir çözüm bulacağımızı düşünüyorum" açıklamasını yapmıştı. Türkiye ise; YPG, NATO'da terör örgütü olarak tanınana kadar bu planı veto edeceğini söyleyip sonra geri adım atmış ve bu şeytani tezgâha yeşil ışık yakmıştı. Bu durumda, Rus saldırılarına karşı, Avrupa’yı da Türkiye koruyacaktı!?

    Ankara’nın kendilerine desteğini öven ve “Türkiye iyi bir NATO müttefiki” diyen Trump, Türkiye’yi güya “sevdiğini”(!) iddia ederek, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iyi anlaşıyorum" mesajı yayınlamıştı.

    Donald Trump, İngiltere'nin başkenti Londra'da yapılan NATO zirvesi öncesi Genel Sekreter Jens Stoltenberg ile buluşmuşlardı. Trump, görüşme sırasında ABD-Türkiye ilişkilerine değinerek Türkiye'yi sevdiğini dile getirmiş, "Cumhurbaşkanı (Recep T. Erdoğan) ile iyi anlaşıyorum" buyurmuşlardı! Türkiye’nin kendilerine desteğini vurgulayan Trump, “Türkiye iyi bir NATO müttefiki” diye övgüler yağdırmıştı. Türkiye'nin DEAŞ lideri Ebubekir El Bağdadi'nin yakalanması operasyonunda Erdoğan’ın çok yardımcı olduğunu anlatarak "Daha iyisini yapamazdı, daha fazla destek sağlayamazdı" ifadesini kullanmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’nun “beyin ölümü” yaşadığını itiraf etmesiyle ilgili bir soruyu Trump, “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söylemek çok aşağılayıcı” şeklinde yanıtlamıştı.

    Oysa; 29 ülkenin üye olduğu NATO, 70 yıldır başta ABD olmak üzere sadece 5 ülkenin çıkarlarını ve menfaatlerini korumakta ve Siyonizm’in Büyük İsrail hedeflerine zemin hazırlamaktaydı. Güya Sovyet tehdidine karşı kurulan, daha sonra hedefine İslam’ı alan NATO, bugüne kadar İslam coğrafyasına; işgallerle, darbelerle, iç savaşla, terörle kan ve gözyaşı taşımıştı.

    Dünya’yı Sovyet tehdidinden korumak bahanesiyle 70 yıl önce kurulan NATO, o günden bugüne neredeyse bütün operasyonlarını Müslümanlara karşı yapmıştı. Geçen yıllar içinde Amerikan ve Siyonist emperyalizmin koruma kalkanı haline gelen NATO, İslâm ülkelerini işgal edip kaynaklarını Amerika ve onun ortağı olan Avrupa ülkelerine taşımıştı.

    1990 sonrası NATO’nun hedefi fiilen İslam’dı!

    Eski İngiliz başbakanlarından Demir Leydi olarak da bilinen Margaret Thatcher, 1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında; “Sovyetler Birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam’dır” sözleriyle yeni dönemi başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ise yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” sözlerine tepki göstererek, “Önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir. Bu ifadeler senin türündeki beyin ölümü gerçekleşmiş olanlara yakışır. NATO’ya karşı yerine getirmen gereken vecibelerini yerine getirmiyorsun” ifadelerini kullanmış ve bırakın Müslümanları, Hristiyanları bile şaşırtmıştı. Haçlı Batılılardan ve Siyonist odaklardan bile daha hararetli bir NATO taraftarlığı, nasıl bir kahramanlıktı?

    İşte NATO’nun hıyanet dosyası:

    • NATO, Kıbrıs Harekâtı’nda Türkiye’nin karşısında yer almıştı.

    • Türkiye’deki darbelere de müdahil olan NATO, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine de destek sağlamıştı.

    • Türkiye’nin S-400 alımına karşı çıkan NATO, füze sisteminin ülkemize gelmesinin ardından aleyhimize tavır almıştı.

    • NATO, Türkiye’nin parasını verip ortak olduğu F-35 savaş uçağı projesinde ABD tarafından devre dışı bırakılmasına sessiz kalmıştı.

    • NATO, ABD’nin başını çektiği Libya iç savaşında aktif rol oynarken, ABD’nin başını çektiği Afganistan ve Irak işgallerinde de yer almıştı.

    • NATO, Filistin topraklarını işgal edip Müslümanlara yıllardır zulüm eden Siyonist İsrail’in de en önemli moral gücü ve kaynağıydı.

    • NATO, terör örgütü YPG/PYD’ye de her fırsatta desteğini açıklamıştı.

    Sn. Erdoğan Londra’ya uçarken: “Bazı NATO üyesi ülkelerin YPG’yi tehdit olarak görmedikleri ve Türkiye’nin de buna karşılık Baltık Savunma Planı’na onay vermeyeceği” sorulduğunda şunları aktarmıştı: “Bizim terör örgütü olarak telakki ettiğimiz ve kendileriyle terör mücadelesi verdiklerimizi bizim NATO’daki dostlarımız eğer terör örgütü olarak kabul etmezse, kusura bakmasınlar; orada atılacak her türlü adımın biz karşısında oluruz.” Ancak Erdoğan bu köşeli sözlerinin önüne yine de “Eğer gündeme gelecek olursa!” şartını koymuşlardı. Yani günlerdir devam eden kamuoyu yönlendirmesine rağmen Erdoğan, Polonya ile Baltık ülkeleri Estonya, Litvanya ve Letonya’nın Rusya’ya karşı ortak savunulması konusunun tartışılması halinde; “Siz YPG’yi terör örgütü saymazsanız, Türkiye de bu planı veto eder” çıkışını bile yapmamıştı. Sadece eğer gündeme gelirse söylenecekler vardı…

    Karşılığında Trump sözü mü alınmıştı?

    4 Aralık 2019 günü, liderler zirvesi öncesinde Stoltenberg, Erdoğan ile görüştüklerini ve sorunlara çözüm aradıklarını aktarmıştı. Artık Erdoğan-Stoltenberg görüşmesinde ve Erdoğan’ın Trump ile görüşmesinde neler konuşulduysa, Zirvede Türkiye’nin Baltık Bölgesi’nin “Kademeli Savunma Planına” onay verdiği anlaşılmıştı. Litvanya Devlet Başkanı Gitanas Nauseda, “Kimse bizden bir şey istemedi. Gösterdiği dayanışma için hepimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ettik” açıklamasını yapmıştı. Oysa Trump, Erdoğan ile “Suriye, Kürtler, ateşkes, göçmenler” gibi konuları konuştuklarını hatırlatmıştı. Zirve sonuç bildirgesinde, NATO’nun en basmakalıp ifadelerinden “terörizmin her türlüsüne karşı olma” ifadesinin, kısa sürede malum medyada “başarı” ve “uzlaşma formülü” olarak yayılmaya başlaması tam bir şarlatanlık ve kiralık yandaşlıktı.

    Peki, uzlaşma olduysa, Erdoğan NATO’nun ismen YPG’yi terör örgütü saymaması karşılığında Stoltenberg’ten, ya da Trump’tan, ya da ikisinden de ne sözü almıştı? El altından medyaya fısıldanan “Türkiye’nin hassasiyetleri giderilecek” ifadesi bir çocuk kandırmacasıydı. Ayrıca Macron, “Beyin ölümü gerçekleşti” dediği NATO’nun; her zamankinden güçlü olduğu söylenen sonuç bildirgesini neden onaylamıştı? Çünkü NATO bir Haçlı-Siyonist Savunma Paktı’ydı. Netice de Stoltenberg’in diplomatik başarısı, NATO içindeki çelişkilere hiç değinmeden, sadece ortak hedefin öne çıkarılmasıydı. Orada da Trump’ın istediği, yani;

    1- NATO’nun Avrupalı üyelerinin daha fazla savunma harcaması yapmasının karara bağlanması,

    2- ABD’nin asıl küresel hedefi olan Çin’in, NATO’nun da hedefi haline taşınmasıydı… Yani böylece 70 yıl önce Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş olan, ancak gelinen noktada Rusya’yı hedef yapma konusunda ortak görüş oluşturamayan NATO, artık isminin açık ifadesinde olduğu gibi Kuzey Atlantik İttifakı olmaktan çıkıp etki alanını Çin’e, yani Pasifik bölgesine kadar uzatmasıydı.

    Sonuçta NATO’nun 70’inci yıl zirvesinin iki kazananı vardı: 1- Kendi milli hedefini NATO hedefi haline getiren ABD Başkanı Trump, 2- Kendisini en azından kâğıt üzerinde NATO hedefi olmaktan çıkartmayı başaran Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin. Özetle, asıl mesele YPG/PKK idiyse, ortada bir çözüm veya gelişme yaşanmamıştı. Keza Suriye’ye dönecek göçmenler konusunda da bir ilerleme sağlanmamıştı!” [1]

    Maalesef Londra Zirvesi'nde NATO ile Türkiye arasındaki sorunlar bırak çözüme kavuşmayı, hatta ele bile alınmamıştı. Bunu, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg açıklamıştı. Bir konferansta konuşan Stoltenberg, ABD'nin YPG/PKK'nın da tehdit olarak yer aldığı plana karşı çıkması üzerine, Türkiye'nin de NATO'nun Baltık ülkeleri hakkındaki savunma planını onaylamamasına ilişkin bir soruya, "Suriye'deki YPG'nin nasıl tanımlanması gerektiği konusunda müttefikler arasında görüş ayrılıkları yaşanıyor. Ancak halihazırda hem Baltık ülkelerini hem de tüm müttefikleri korumak için planlarımız ve güçlerimiz bulunuyor. Türkiye ile NATO arasındaki sorunların Londra'da çözüleceğine dair söz veremiyorum. Fakat size söyleyeceğim; o konuda çalışıyoruz" diyerek Erdoğan’ı oyalayıp avuttuklarını söylemeye çalışmıştı. Trump'la Macron'un görüşmesinde ise Macron, S-400 konusunda Türkiye'yi suçlayan ifadeler kullanarak, "ABD Patriot vermediyse Türkiye Avrupa'dan füze alabilirdi" diye çıkışmışlardı. Macron'un sözlerine karşı "Macron harika bir siyasetçi" diyen Trump, "Az önce dünyadaki en harika ama boş bir cevap verdi" diyerek küstahlaşmıştı.

    4'lü zirve sonrası Macron zırvalamıştı!

    Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile dörtlü zirve sonrası açıklama yapan Macron; "Fransa, (PKK'lıları) terörist olarak kabul ediyor, kınıyor ve yargılıyor. Ama YPG'yi tamamen terörist olarak kabul edemeyiz. (Cumhurbaşkanı Erdoğan) buna katılmıyor. Bu anlaşmazlık hâlâ devam ediyor. Türkiye, terörle beraber mücadele ettiğimiz Kürtlere karşı savaşıyor" demekten de sakınmamıştı. NATO Liderler Zirvesi öncesinde Londra’da bir araya gelen Macron, Johnson, Erdoğan ve Merkel görüşmesinin ardından Suriyeli mülteciler ve terörle mücadele konularında mutabık kaldıkları açıklanmıştı. Yani Türkiye IŞİD’le savaşacak ve Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapıp Avrupa’ya gitmelerine engel olacaktı. Çünkü görüşmenin ardından Macron yaptığı açıklamada, YPG’yi terör örgütü olarak görmediklerini bir kez daha tekrarlamıştı. PKK/YPG terör örgütü sayılmadığı sürece ne NATO olarak ne de dört ülke olarak terörle ortak mücadele nasıl yapılacaktı? Bu arada, NATO Zirvesi öncesi Trump yaptığı açıklamalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi anlaştıklarını vurgularken, ABD Savunma Bakanı Esper de Macron benzeri bir açıklama yaparak, Türkiye’nin YPG terör örgütü ilan edilsin talebini ciddiye almamışlardı. Evet, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın özellikle teröre karşı NATO’nun kesin bir tavır alması talebi hiçbir karşılık bulmamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Günümüzün tehdit önceliklerine göre NATO’nun kendini güncellemesi artık kaçınılmazdır” çıkışı hiçbir işe yaramamıştı. Zaten 1990’lı yıllarda NATO kendisini güncellemiş, tehdit olarak İslam’ı ve Müslümanları gördüğünü açıklamıştı.

    Macron'un “NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti!” açıklaması sonrası NATO'yla ilgili kriz çıkaracak bir açıklamayı da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yapmıştı. Putin, “Hızla gelişen dünyada NATO’nun kendine özgü eskimiş düşünce basmakalıplarının bir işbirliği aracı olamayacağını” vurgulamıştı.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus donanmasının ihtiyaçlarına ilişkin bir toplantıda “Son yıllarda İttifak’ın eskimiş düşünce basmakalıpları hızla, net biçimde değişen modern dünya koşullarında etkili çözüm arayışı ve kabulü için iyi bir araç görevi göremiyor” dedikten sonra; daha önce birçok kez NATO ile işbirliğine hazır olduklarını belirten Putin, “Terörle mücadele, yerel silahlı krizler, kitle imha silahlarının kontrolsüz yayılması tehlikesi gibi gerçek tehditlerle mücadele için hazır olduğumuzu söyledik” açıklamasını yapmıştı.

    Putin’in; “NATO’nun Rusya sınırlarına yakınlaşması güvenliğimiz için tehdit sayılır!” çıkışı…

    NATO’nun Rusya sınırlarına yakınlaşmasının güvenlikleri için tehdit oluşturduğunu vurgulayan Putin, NATO’nun Sovyetler Birliği’yle mücadele için kurulduğunu hatırlatarak, “Bilindiği gibi artık Sovyetler Birliği yok, NATO’nun kuruluşuna cevaben oluşturulan Varşova Paktı, Varşova Anlaşması da yok. Ancak NATO varlığını sürdürmekle kalmayıp genişliyor da. Kuruluşu sırasında 12 ülke varken, artık 29 ülke var. İttifak ülkelerinin askeri harcamaları da küresel askeri harcamaların yüzde 70’ini oluşturuyor” diyerek, NATO’nun artık Rusya’nın değil, İslam’ın düşmanı olduğunu dolaylı biçimde hatırlatmış ve Türkiye’ye uyarı yollamıştı.

    Türkiye'yi çok sevdiğini söyleyen Trump “Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşebileceğini” hatırlatmıştı. Trump, NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a da hakaretler yağdırmıştı!

    Londra'da yapılan NATO Zirvesi öncesinde ittifakın Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Trump: "Türkiye'yi seviyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkilerimiz iyi. Türkiye çok iyi bir NATO üyesi" diyerek pohpohlamıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron İngiltere merkezli Economist dergisine verdiği röportajda, ABD'nin NATO'ya danışmadan Suriye'den askerlerini çekmesini eleştirmiş ve "Şu anda yaşadığımız NATO'nun beyin ölümüdür" açıklamasında bulunmuşlardı. Fransa'nın NATO'ya en çok ihtiyaç duyan ittifak üyesi olduğunu savunan Trump, “NATO'dan en az faydalanan ülkenin de ABD olduğu” yalanını ortaya atmıştı. Trump ayrıca Fransa ekonomisinin iyi olmadığını vurgulayıp Macron’u hedef saptırmakla suçlamıştı. Trump’ın: “Gerekirse Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşebilirim” sözleri ise, “İslam ve insanlık düşmanı ve Siyonizm’in zulüm aracı NATO’ya hizmetkârlık karşılığı, Erdoğan’la bir fotoğraf çektirebilirim” küstahlığıydı.

    Oysa Macron; ABD'nin NATO'ya danışmadan Suriye'den askerlerini çekmesini, "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" diye yorumlamıştı. Devamında da "ABD ile NATO, müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerinde hiçbir şekilde koordinasyon bulunmadığını” yani NATO’nun Siyonizm’in jandarması olan ABD’nin hizmetinde faaliyet yaptığını hatırlatmıştı. Aslında Macron, bütün bunları Türkiye'nin "Barış Pınarı" harekâtını gerçekleştirmesi üzerine kurgulamıştır. Çünkü Fransa, Suriye'de suçüstü yakalanmıştır. Bu nedenle Türkiye'nin "Barış Pınarı" harekâtını yapmasına da fena halde içerlemiş durumdadır. Açıkça Macron, "NATO üyesi Türkiye'nin, çıkarlarımızın söz konusu olduğu bir bölgede, koordinasyonsuz saldırgan eylemleri" olduğunu söylemeye çalışmaktadır. Macron, bu sözleriyle yakın geçmişte Libya ve Cezayir'de Fransa'nın yaptıklarını, I. Dünya Savaşı sırasında da Sykes-Picot ile Ortadoğu Bölgesine saçtığı fesatlıkları yeniden hatırlatmıştır. Evet Macron Suriye'nin; 'çıkarlarının söz konusu olduğu bölge' olduğunu vurgulamıştır. Peki Suriye'nin kuzeyinde Macron'un ya da Fransa’nın ne tür çıkarları vardır?

    “Libya'da olduğu gibi Suriye'de de zengin petrol ve doğal gaz yatakları bulunmamaktadır. Petrol yataklarının bulunduğu alanları da "Petrolü severim" diyen Trump zaten çoktan kapatmış durumdadır. Demek ki Türkiye'nin güçlenmesi ve istikrarı Fransa'nın çıkarlarıyla çatışmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin güvenliğini ve sınırlarını tehdit eden terör örgütlerine Fransa büyük yatırımlar yapmaktadır. Fransa, kuzey Suriye'de PYD/PKK'yı devletleştirerek bölgede Türkiye'yi istikrarsızlaştıracak bir alan oluşturmaya uğraşmaktadır. Fransa, PYD/PKK üzerinden bölgedeki petrol kaynaklarını, su yollarını ve doğu Akdeniz'deki doğal gaz yataklarını Fransız şirketlerine açmaya çalışmaktadır. Fransa, Libya'da yaptığı gibi Suriye'yi de parçalamaya çalışmaktadır. Libya'da, Halife Hafter'e yaptığı askeri yardımların benzerini Kuzey Suriye'de PKK/YPG unsurlarına yapmaktadır. Barış Pınarı Harekâtı, PYD'nin yer altı tünellerinin Fransız mühendisliği ve çimentosunun ürünü olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Türkiye'nin koordine etmeden bölgeye müdahalesi, Fransa'nın PYD ile birlikte Türkiye'nin altını oyma operasyonlarını deşifre ederek etkisiz bırakmıştır.

    Fransa, Türkiye'yi 'NATO'dan dışlanmakla' tehdit ederken; ABD de, Almanya'yı NATO'nun devrinin kapanabileceğiyle korkutmaktadır. Macron'un "Türkiye hem Suriye'de oldubittiyle operasyon düzenleyip hem de NATO müttefiklerinden dayanışma beklememeli" sözlerini ise Angela Merkel cevaplandırmıştır. Merkel, "Türkiye bir NATO üyesi olarak dışlandı. Bölgemizde olaylar alevlendiğinde ABD artık otomatik olarak sorumluluk almıyor. Jeostratejik öneme sahip Türkiye, partnerleriyle olan farklılıklarına rağmen NATO üyesi olarak kalmalı" ifadelerini kullanmıştır. Üye ülkeler birbirlerini NATO üzerinden tehdit etmeye başlamışsa ortada ontolojik bir sorun bulunmaktadır. Evet NATO'nun var oluşuyla ilgili yeni yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Şu sıralarda NATO'ya en fazla ihtiyacı olan da AB'dir. İngiltere'nin olmadığı bir AB'nin kendi kendini savunacak güce sahip olmayacağı açıktır. Bu nedenle Macron, Bağımsız Avrupa Ordusu’nu gündeme taşımıştır. Demek ki NATO, Türkiye'den çok Fransa'nın sorunu olmaktadır...”[2] diyen Yeniçağ yazarı, hayret Erdoğan mantığıyla konuşmaktaydı. Sanki Macron düşman Trump dostmuş gibi konuya yaklaşmaktaydı!..

    10.08.2011 tarihinde Libya hükümeti, başkent Trablus'un doğusunda gerçekleştirilen NATO hava saldırılarında 85 sivilin öldüğünü vurgulamış ve ülkede üç günlük yas ilan ettiğini açıklamıştı!

    Kaddafi sonrası Libya'da isyancı kuvvetlerin ele geçirmeye çalıştığı Zlitan kasabasının yakınlarındaki Majar köyünde, NATO güçlerinin gerçekleştirdiği hava saldırılarında 85 sivilin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. NATO ise saldırının Zlitan'ın güneyindeki bir askeri bölgeye düzenlendiğini ve saldırılar sırasında sivillerin öldüğüne ilişkin bir kanıt bulunmadığını duyurmuşlardı. Oysa Libya hükümeti tarafından saldırının gerçekleştirildiği bölgeye götürülen BBC muhabiri Matthew Price, defin törenleri sırasında 20'yi aşkın tabut olduğunu ve silah sesleri duyulduğunu aktarmıştı. Muhabir, saldırıda, Libya hükümetinin 33 çocuğun öldüğünü söylediğini de aktarmıştı. Bir hava saldırısı gerçekleştiğinin belli olduğunu söyleyen Price, yerde beton yığınları olduğunu, yatak, kanepe ve okul kitaplarından kalan parçaların sokaklara saçıldığını anlatmıştı.

    NATO ve Haçlı Batı ile ortak olup Libya’ya saldıran ve on binlerce masum Müslümanın katledilmesine ve Libya’nın harabeye çevrilmesine sebep olan Erdoğan iktidarı Allah’ın kahrına uğrayacak ve İlahi intikam mutlaka alınacaktı.

    Libya'ya yönelik hava saldırısı hakkında hazırlanan bir rapor, ABD'nin aktif desteği olmadan NATO ülkelerinin Suriye'de başarılı olamayacağını ortaya koymaktaydı. New York Times Gazetesi'nin ele geçirdiği "gizli" ibareli raporda, NATO'nun Libya'ya yönelik saldırısından, Suriye'ye yönelik olası bir müdahale için dersler çıkarıldığını yazmıştı. Libya'ya yönelik saldırının kamuoyu önünde "başarılı" olarak gösterilmesine rağmen, raporda NATO'nun eksiklikleri gündeme taşınmıştı. NATO’nun ABD'ye gereğinden fazla bağımlı olunduğuna vurgu yapan raporda, saldırıya katılan ülkelerin istihbarat paylaşımını yapamadığı, özellikle keşif ve ikmal filolarının yetersiz kaldığı, taktik oluşturacak uzmanların azlığı vurgulanmıştı. Gazete, ismi açıklanmayan ABD'li yetkililerin "Suriye'de ABD olmadan NATO müdahalesi başarılı olmaz" sözlerini aktarmıştı. Aynı ABD'li yetkililer, Suriye'nin gelişkin bir hava savunma sistemine ve hava kuvvetlerine sahip olduğunu hatırlatarak, olası bir operasyonun Muammer Kaddafi'yi devirmeye benzemeyeceğini hatırlatmıştı. ABD'li yetkililer Suriyeli muhaliflerin, Libyalı muhaliflerin aksine fazlaca bölünmüş olduğunu da rapora yansıtmıştı. Rapora katkıda bulunan bir AB'li diplomat ise "Her şey yolunda gitse bile, ABD'nin daha fazla desteğine ihtiyaç var" yorumunu yapmıştı. Bu raporun sonuçlarının o sene Brüksel'de yapılacak olan NATO Savunma Bakanları toplantısında paylaşılacağı ortaya çıkmıştı.

    Öte yandan Avrupa Savunma Bakanları daha önce, üye ülkelerin yakıt ikmal filosunun genişletilmesini öngören bir taslak hazırlamıştı. O sırada Türkiye'ye gelerek Hatay'da açıklamalar yapan ABD’li Senatör John McCain, daha önce Suriye'ye yönelik bir hava operasyonu düzenlenmesi gerektiğini açıklamıştı. McCain, böylelikle muhaliflerin Esad karşısında tutunabileceği güvenli bölgeler kurabileceğini vurgulamıştı. Bu süreçte ABD Başkanı Barack Obama’nın da Pentagon'dan Suriye’ye olası bir saldırı için hazırlık yapmasını istediği ortaya çıkmıştı.

    Demek ki Türkiye; NATO ve BATI için, İSLAM tehdidine(!) ve Terörüne(!) karşı, sırtı sıvazlanacak bir ucuz müttefik konumundaydı ve Erdoğan’dan daha iyi ve verimli bir ortak bulamıyorlardı…

    Oysa bu NATO ittifakı, hiçbir zaman Türkiye'nin yanında olmamışlardı. Bu NATO, tam 70 yıldır Türkiye'nin ayağında prangaydı!.. Bu nedenle Türkiye'deki NATO üslerinin derhal kapatılması lazımdı. En önemli üsleri topraklarımızda bulunan NATO, Türkiye’nin 70 yıldır koşulsuz desteğine karşılık Türkiye'ye her konuda maalesef köstek olmaya çalışmaktaydı. NATO hem terörle mücadelemizde hem de Türkiye’deki askeri darbelerde hep başrolde oynamış ve bizi arkadan bıçaklamıştır. Aynı NATO, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda da açıkça Türkiye’nin karşısında yer almıştır. En son 15 Temmuz darbe girişimine NATO’nun desteği konusunda çok ciddi iddialar vardır. NATO'nun asıl görevinin İsrail'e ve ABD’ye hizmet olduğu unutulmamalıdır. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bir ara Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısında ilk kez istemeyerek de olsa bu gerçekleri dile getirmesi enteresandır. Stoltenberg, 'NATO Amerika’nın menfaatleri aleyhine olabilecek hiçbir angajmanda yer almadı ve almayacak' buyurmuşlardı. Dolayısıyla NATO’nun bizim Milli çıkarlarımıza ve korunmamıza göre değil, Amerika’nın hedefleri ve çıkarları doğrultusunda devreye giren bir örgüt olduğunu açığa vurmuşlardır. Stoltenberg böylelikle NATO’nun “Hakkı değil, Batı’nın çıkarlarını üstün tutan” bir yapı olduğunu birinci ağızdan itiraf etmiş olmaktaydı. “PKK/PYD sizin için terör örgütü olabilir, ülkenizi tehdit ediyor olabilir. Ancak bu örgütler Amerika ve müttefiklerinin gizli emellerine hizmet ediyorsa, NATO bunlarla mücadelenizde sizinle olmaz” demekten sakınmamıştı.

    Türkiye'de İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Adana, Malatya ve Ankara kentlerinde birden fazla yabancı askeri tesis bulunmaktaydı, bunlar NATO’ya ve Batı’ya hizmet sunmaktadır. Türkiye’nin yedi bölgesinden sadece Karadeniz Bölgesi’nde ABD ve NATO’ya bağlı askeri üs kurulmamıştı. Bu eksiği de Doğu Karadeniz’deki hazırlıklarıyla kapatmaya çalışmaktaydı.

    İslam âlemine bugüne dek hiçbir yararı dokunmayan, Müslümanların aleyhine çalışmaktan başka hiçbir işe yaramayan NATO’nun kuruluşunun üzerinden 70 yıl geçerken, Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız her fırsatta Müslümanları NATO tehlikesine karşı uyarmıştı. NATO’nun bir Siyonist proje olduğunu ve hedefinin Büyük İsrail’i kurmak olduğunu anlatan Erbakan Hoca, NATO’nun son haçlı seferinin en önemli organlarından biri olduğunu vurgulamıştı. Ve her söylediği gibi, bu tespitleri de haklı çıkmıştı. Erbakan Hocamız şu tespitlerde bulunmuşlardı:

    1990’a kadar dünyada soğuk harp dönemi yaşanmıştı. Soğuk harp bittikten sonra İskoçya’da bir NATO toplantısı yapılmıştı. Bu NATO toplantısında İngiltere eski Başbakanı Margaret Thatcher, şunları açıklamıştı: “Biz NATO’yu Komünist Rusya’ya karşı hazırladık. Şimdi Sovyetler dağıldı, peki ne yapacağız, NATO’yu lağvedip ortadan mı kaldıracağız? Hayır! Düşmanı olmayan bir ideoloji yaşayamaz ve gelişip güç kazanamaz. Bizim mutlaka bir düşmana ihtiyacımız vardır. Bugüne kadar düşman Sovyetlerdi, şimdi Sovyetler dağıldı. Yeni bir düşmanımız olmalı. Aslında yeni bir düşman yaratmamıza da lüzum yok, zaten hâlihazırda İslam gibi bir düşmanımız vardır ve artık NATO’nun hedefi İslam’dır!”

    Thatcher’in bu sözleri üzerine, Amerika’da NATO karargâhında düşman işaretleri kırmızı yerine yeşile boyanmıştır. Ve NATO manevralarında düşman şehirlerinin isimleri Müslüman şehirleri olmaya başlamıştır. Maalesef 1990’dan bu yana da NATO, 20. Haçlı Seferi inancıyla çalışmaktadır ve Büyük İsrail’i kurmayı amaçlamaktadır...”

    Evet, Erbakan Hocamızın:

    1- İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,

    2- İslam Ortak Pazarı,

    3- Müşterek İslam Dinarı,

    4- İslam Savunma Paktı,

    5- İslam Bilim ve Teknoloji Ortak Vakfı gibi tarihi projelerini uygulamadan ve D-8 girişimi canlandırılmadan, şahsiyetli bir dış politika uygulamak, milli çıkarlarımızı ve bekamızı korumak kolay ve mümkün olmayacaktı. Bu tarihi ve talihli programlara ise, işbirlikçi kafaların sahip çıkacağını sanmak saflıktı. AKP iktidarının ve Erdoğan’ın 18 yıllık tahribat icraatları ortadaydı. Artık uyanmak ve milli vicdanı canlandırmak zamanıydı… Ancak, hayret! Bu temennilere (ve İlahi müjdelere) her nedense en çok AKP kurmayları ve yandaşları karşıydı!?.. Ve zaten bu kutlu projeleri engellemek için iktidara taşınmışlardı... Bu arada, ülkelerinde on milyonlarca Müslüman nüfus barındıran; Rusya, Hindistan ve Çin gibi devletlerle de samimi, sahici ve verimli irtibat ve ittifaklar kurularak, bu kutlu hedeflere ulaştıracak iktidarlara ve programlara acilen ihtiyaç vardı!

    FETO’cu Arınç’ın ucuz ve uyuz çıkışlar!

    Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi, yani Sn. Erdoğan’a akıl verenlerden birisi olan Bülent Arınç, kamuoyunda sürekli konuşulan KHK mağdurlarıyla ilgili, kimilerine göre çok çarpıcı, bize göre ise “çarpıtıcı” açıklamalar yapmıştı. ''KHK bir faciadır'' diyen Arınç çevresinde birçok KHK mağdurunun olduğunu söyleyerek “onları gördükçe yerin dibine geçiyorum” ifadelerini kullanmıştı. Oysa sorunları çözme makamında, yani iktidarda bulunanların hala şikâyet edip durmaları ve üzüntü beyanları, ya acizlik ve beceriksizlik itirafıydı veya riyakârlıktı.

    “Evime temizlik yapmaya gelen kadın (Fetöcülükten) Daire Başkanlığı’ndan ihraç edilmiş; ben onları gördükçe yerin dibine geçiyorum!” riyakârlığı!

    Arınç bu samimiyetsizlikte o denli ileri gidiyordu ki; “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu” üyeliğinden aldığı 30 bin TL maaşının yarısını bu FETÖ'cü mağdurlara dağıttığını söyleyecek kadar cıvıklaşıyordu... Yoksa FETÖ güdümlü yeni bir oluşum kokusu almış da, şimdiden yanaşmaya ve yaranmaya mı çalışıyordu? Hem bu kadar net ve mert bir insan ise, şu anda kaç yerden böyle kaç yüksek maaş aldığını niye yazmıyordu?

     

     


    [1] Bak: https://yetkinreport.com/2019/12/05/erdogan-natodan-ne-istedi-ne-aldi/

    [2] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/beyin-olumu-ve-nato-
















    Kaynak :
    Bu Haber 1449 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS