•  “ÇEKİÇ GÜǔ MESELESİ

    “ÇEKİÇ GÜǔ MESELESİ

    19 Temmuz 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

     “ÇEKİÇ GÜǔ MESELESİ

    Refah-Yol döneminde, Çekiç Güç`ün süresinin 5 ay daha uzatılması, hem malum muhalefet partilerince, hem de bazı müzmin marazlı İslamcı kesimlerce Refah aleyhinde kullanılmaya çalışıldı. Erbakan Hoca, "davasından taviz vermekle, sözünden dönmekle ve Amerika`ya teslimiyetle" suçlandı. Bunların bir kısmının kasıtlı olarak yapıldığı, bir kısmının ise anlayış-feraset kıtlığından kaynaklandığı açıktı.

    Evet, başından beri Refah, Çekiç Güce karşıydı ve bunda haklıydı. Çünkü, Çekiç Güç, Kuzey Irak`ta bir Kürdistan kurdurmak ve ileride Türkiye`nin sınır bölgesini de içine katmak için gelmişti... Çünkü Çekiç Güç, PKK`ya destek sağlamak için gelmişti. Çünkü Çekiç Güç, Türkiye`yi İran ve Suriye gibi komşularıyla kapıştırmak ve bölgeyi karıştırmak için gelmişti..

    Erbakan`ın bunların hiçbirisine asla müsaade etmeyeceğini bildikleri içindir ki, Refah`ın birinci parti olarak çıktığı seçimlerin hemen arkasından, Çekiç Güç’ün önemli ağırlıklarını zaten Ürdün`e taşımayı düşünmüşlerdi. Diğer önemli bir karargâhı ise bilindiği gibi Kuzey Irak`taki Zaho`daydı.

    Türkiye`de bulunan ve aslında stratejik bir önemi de kalmayan "Çekiç Güç" ise, Erbakan hükümeti ve ülkemiz aleyhine bir şantaj unsuru olarak kullanılmak isteniyordu ve özellikle o tarihte 5 ay sonra seçime katılacak olan Clinton tarafından bir prestij konusuydu...

    "Çekiç Güç’e hayır" denilmesi halinde Amerika, İngiltere ve Fransa’ya, parasını peşin verdiğimiz firkateynlerin, füzelerin ve bazı önemli teknolojik gereçlerin gönderilmemesi ve ekonomik ambargoya bahane edilmesi, yüksek bir ihtimal olarak görülüyordu.

    Ayrıca Clinton, Ortadoğu politikasından yara almamış olarak seçime gitmek istiyordu. İşte bu gerçekleri ve gelişmeleri çok iyi takip eden ve değerlendiren Erbakan Hoca, yüksek bir feraset ve siyasi dirayet göstererek, Clinton yönetiminden ülkemiz lehinde önemli tavizler koparmayı ve bu maksatla Çekiç Güç meselesini pazarlık konusu yapmayı düşündü ve başardı.

    Hür ve haysiyetli bir politika ve pazarlık sonucu Türkiye’ye askerî, ekonomik ve siyasî yönden büyük yararlar ve avantajlar sağlayan tam 12 maddelik şartları Amerika kabullenmek zorunda kaldı.

    Çekiç Güç’ün süresinin 5 ay uzatılması, Clinton`a da bir prestij sağlıyor, seçilme şansına katkıda bulunuyordu ve bu "dolaylı destek" de, bilerek yapılıyordu Çünkü ABD seçimlerinde rakibi olan başkan adayı Robert Dole, özellikle Yahudi ve Ermeni Lobisinin adamıydı.. Yani Erbakan Hoca, kuş beyinlilerin aklına yatmasa ve hain siyonistlerin işine yaramasa da, bu tavrıyla sadece bölgesel değil, aynı zamanda, evrensel bir politika izliyor ve Amerikan seçimlerini etkiliyordu... Ve zaten uzatma süresinin alışıla geldiği gibi 3 ay değil de, ABD seçimlerini de içine alacak şekilde, 5 ay uzatılması da bunu gösteriyordu...

    Peki, Çekiç Güç’ün 5 ay daha uzatılması karşılığında Amerika`ya koşulan şartlar ve koparılan avantajlar nelerdi?

    1- Kuzey Irak`taki Zaho ve Artuş kampları kapatılacaktı. Bu kamplar, sözde BM denetiminde gösterilmesine rağmen fiilen PKK`nın emrinde birer anarşi merkezleriydi.

    2- Çekiç Güç, hiç bir suret ve şekilde PKK`ya destek sağlamayacaktı. Zira daha önce, mesela ordumuzun Kuzey Irak`taki PKK kamplarına yapacağı hareketleri, Çekiç Güç önceden onlara bildiriyor ve kaçmalarını sağlıyordu... Ayrıca bu tür lojistik ve stratejik destekler dışında fiilen yiyecek, giyecek malzemeleri ve mühimmat sağladığı biliniyordu.

    3- Çekiç Güç’e bağlı jetler, günde 50-60 sefer alçak ve uzun mesafeli uçuşlar yaparak, hem bölgede huzursuzluk kaynağı oluyor ve hem de özellikle İran’la aramızın açılmasına neden oluyordu. Bundan böyle, sabah ve akşam birer sefer dışında, bütün uçuşlar kaldırılacaktı.

    4- Çekiç Güç’e ve sivil yardım örgütlerine ait araçlar, çantalar ve sandıklar Türkiye tarafından açılacak ve kontrole tabi tutulacaktı. Hâlbuki bugüne kadar buna müsaade edilmiyordu ve ilaç ve gıda yardımı adı altında PKK’ya silah ve mühimmat taşındığı söyleniyordu.

    5- Kuzey Irak`ta, Çekiç Güç dışında "Sivil ve gönüllü yardım kuruluşları" adı altında, Türkiye aleyhinde faaliyet yapan bütün kişi ve grupların yıkıcı ve bölücü davranışlarından Çekiç Güç sorumlu tutulacak ve bunlardan Türkiye`nin istemedikleri bölgeden çıkarılacaktı.

    6- Irak`ın toprak bütünlüğü kesinlikle korunacak ve bir "Kürdistan" oluşumuna asla göz yumulmayacak. Irak`taki sadece Kürt`lere değil, Türkmenlere de sahip çıkılacaktı.

    7- Irak`a uygulanan ambargo kaldırılacak. Ürdün-Irak örneği sınır ticareti başlatılacaktı.

    8- Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı derhal açılacak ve Türkiye`ye en az 200 bin varil petrol verilecek. Bu iki kalemden dolayı Türkiye en az 1,5 milyar dolarlık bir kazanç sağlayacaktı.

    9- Türkiye, savaş ve ambargodan dolayı uğradığı zararlara karşılık tazminat alacaktı.

    10- Zaho`daki BM kampına, ABD, İngiltere, Fransa yetkililerinin sayısı kadar Türk subay ve uzmanları gönderilecek ve Çekiç Güç faaliyetleri kontrol altına alınacak ve Türkiye’ye rapor sunulacaktı.

    11- Türkiye`ye daha önce satılan, ama kasıtlı olarak teslimi yapılmayan firkateyn, füze ve diğer teknolojik malzemeler, derhal gönderilmeye başlanacaktı. Ayrıca taahhüt edilen askeri yardımlar da aksatılmayacaktı.

    12- Bu şartlara riayet edilmediği takdirde, Türkiye Bakanlar Kurulu kararıyla, Çekiç Güç’ün faaliyetlerini istediği anda durduracaktı.

    İşte ülkemiz için çok önemli ve öncelikli tavizler sayılan bu maddelerin hepsi ABD tarafından resmen kabul edilmiş, Türkiye`ye bu konularda güvence verildiği Beyaz Saray tarafından da bizzat deklare edilmiştir.

    Bu deklarasyonda "Amerika`nın Irak`ın toprak bütünlüğüne sahip çıkacağı, PKK ile mücadelesinde Türkiye`nin yanında olacağı, Türkiye`nin ambargo yüzünden uğradığı zararlarının karşılanacağı" açıkça belirtilmiştir.

    Dış basında "Erbakan`ın siyasi ve diplomasi zaferi" olarak değerlendirilen bu gelişmeler, daha o günden hayırlı meyvelerini vermeye başlamıştır.

    Çekiç Güç’e ait savaş uçaklarının alçak ve uzun uçuşlarının sınırlandırılmasına ve bölgenin parçalanma endişesinin ortadan kaldırılmasına özellikle sevinen İran, Türkiye ile ön görüşmeleri yapılan doğal gaz anlaşmasını hızlandırmış ve Türkiye`yi hem Rusya`ya bağımlı kalmaktan, hem de milyarlarca dolar fazla para akıtmaktan kurtararak bu tarihi ve talihli anlaşma gerçekleşmiştir.

    Irak`ta ticaretin yeniden başlatılması yolundaki isteklerimizin kabul ettirilmesi daha o günden, başta hububat ve sebze meyve ihracatçılarını sevindirmiş ve harekete geçirmiş olup, Mersin Limanı ve Güneydoğu karayollarında fark edilir bir canlanma yaşanmaya başlamıştır.

    Velhasıl "Genel, sürekli ve önemli büyük menfaatlere kavuşmak için, özel, geçici ve küçük tavizleri göze almak" hem mecellede yer alan bir İslamî hukuk kuralıdır, hem de çaplı siyasilerin başarabileceği bir olaydır.

    Erbakan Hoca, bu davranışıyla, aslında daha önceki sözlerinden dönmemiş, tam aksine o sözlerini bizzat yerine getirmiştir. Çünkü Hoca "Çekiç Güç mutlaka gidecek" derken, Çekiç Güç’ün zararlarından ülkenin kurtarılacağını ifade etmek istiyordu. Ve işte bu 12 maddelik şartı kabul ettirmekle, o gün söylediklerini hem fiilen gerçekleştirmiş oldu... Ve hatta Çekiç Güç’ü pek çok yararlı neticelere mecbur ve mahkum hale soktu..

    Üstelik olayları ve oluşumları, sonuçları itibariyle değerlendirmek, bunun için de bir müddet sabretmek ve seyretmek gerekir. Zira "akıl, bir işin sonunu düşünmektir." Ve işte bundan 4 ay sonra Çekiç Güç bölgemizden bütünüyle çekip gitmiştir.

    Unutmayalım ki herhangi bir ülkede, zahirde hızlı ve heyecanlı farklılıklar yaşanıyor, sadece hisleri ve hasretleri tatmin eden radikal değişiklikler yapılıyorsa, aslında orada, gerçekte hiçbir şey değişmiyor demektir.

    Ama varolan siyasî ve ekonomik kurumların, yerleşik sosyal ve toplumsal kuralların, dıştaki kabuklarını kırmadan ve hiçbir zorlamaya başvurmadan, tedric ve teenni (adım adım ve dikkatle) esaslarına uyarak, sabır ve sükûnetle yapılan değişiklikler ise "gerçek devrim ve devamlı değişim" niteliğindedir.

    Yani bazı ameliyatlarla, yüzdeki görüntüyü bozan sivilceleri deşmek yerine içteki ve özdeki kanser hücrelerini tedavi etmek ve tesirsiz hale getirmek daha önemlidir.

    Bütün tağutların, putlaştırılmış kişi, kurum ve kuralların imhası, her şeyden önce zalim düzenlerin iflasına bağlıdır. Batıl güçlerin iflası ve tüm tağutların imhası ise en sonunda yani Mekke fethinden sonra gerçekleşecektir.

    “Eğer doğru söylüyorsanız bu fetih ne zaman, hani ne zaman? diyorlar.

    De ki: (pek yakında o gün gelecek) ve o fetih gününde, (şimdi) inkâr edenlere (o gün) iman etmeleri bir fayda vermeyecek ve kendilerine bakılmayacak

    Artık sen onları bırak ve bekle Zaten onlar da (şüphe ve endişeler içinde) beklemektedirler[1]

     

    Ekonomide ve sosyal adalette,

    bir yılda yapılanlar ve amaçlananlar

    Erbakan Hoca iktidara gediklerinde, Türkiye’yi bir motora benzetmişlerdi.

    Kendileri zaten dünya çapında bir motor profesörüydü ve benzetmesi oldukça önemliydi.

    Hoca’nın bu motorla ilgili teşhisi ise, çok daha önemli ve ilginçti.

    Motor "ambale" olmuştu. Yani aşırı yükten ve bakımsızlıktan dolayı patlama ve parçalanma noktasına gelinmişti.

    Hocanın tedavi önerisi ise, hayati bir kurtuluş reçetesi niteliğindeydi: Beklemeye ve ihmal edilmeğe gelmez Motor bu haliyle döndürülmeğe devam edilirse, sonunda yatak sarar ve krank kırar. Bu ise hepimizin içinde bulunduğu geminin batması demektir...

    Erbakan Hoca bu yüzden, anarşi ve terörü dizginleyecek etkin tedbirler yanında, acil ihtiyaç duyulan ekonomik önlemleri de almaya başladı:

    a- Türkiye, cumhuriyet tarihinde ilk defa denk bütçe hazırlandı ve şeytan şebekeleri ortalığı karıştırıncaya kadar başarıyla uygulandı.

    b- Türkiye hem dış borç kuyruğundan, hem de iç borç batağından kurtarıldı.

    c- Faiz oranları hızla aşağı çekildi... Ve ekonomiyi boğan faiz kıskacı kırıldı.

    d- Havuz uygulamasıyla, hem KİT’lerin bütçeleri kontrole alındı, hem de çok yüksek faizli gereksiz borçlanmalar kaldırıldı.

    e- IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar bile, kısa dönemdeki bu üstün başarılar karşısında şaşkınlığa uğradı ve hayret ve hayranlıklarını saklayamadı.

    f- Refah-Yol hükümeti işçiye, memura, emekliye ve köylüye bir yılda yüzde üç yüze varan oranlarda ücret ve fiyat artışı sağladı. Ve Eşel Mobile geçilerek tarihi bir adım atıldı. Grevsiz, kavgasız toplu sözleşmeler, bu dönemde yaşandı.

    g- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’ndan, tüm fakir ve sahipsiz ailelere trilyonlarca yardımlar aktarıldı.

    h- Öğrenci bursları ve Bağ-Kur’luların maaşları 3-4 misli artırıldı.

    i- Özelleştirme faaliyetleri hızlandı ve şeffaflaştı.

    j- Bedelsiz ithalatla bütçeye 1.5 milyar marklık ek gelir sağlandı.

    k- Yatırımlar çoğaldı ve yaygınlaştı.

    l- Bürokrasi hantallığı kaldırıldı. Resmi işlemlere, kolaylık, çabukluk ve canlılık kazandırıldı.

    m- Tabiatıyla bu olumlu ve onurlu girişim ve gelişmeler sonucu, enflasyon düşmeye, ekonomik ve ticari hayat dirilmeye ve düzelmeğe başladı.

    n- Şimdiye kadar sadece İstanbul dükalığına ve dönme diktasına sunulan kredi ve teşvik imkanları, artık Anadolu kalkınmasına ve yerli ve milli sanayiin oluşmasına aktarıldı.

    o- Bütün bunlar yapılırken de, yeni zam ve vergi gibi kolaycı ve yıkıcı tedbirler ve acı reçeteler yerine, öz kaynakların kullanılması üretimin arttırılması ve israfın kaldırılması gibi tutarlı çarelere başvuruldu.

    ö- Güneydoğu’da yeniden köye dönüş başladı. Terör mağduru insanlarımıza, her türlü imkan ve emniyet sağlandı.

    Ve işte tam bu noktada Refah-Yol Türkiye’si, gelecekle ilgili mutlu hedeflerini ve projelerini ortaya koymuşken, maalesef hükümetten uzaklaştırıldı.

    Hâlbuki Refah-Yol`un devam etmesi halinde:

    1 - Şu anda 2200 dolar olan milli gelir, 2000 yılında 4200 dolara çıkacaktı.

    2- Esenboğa-Ankara protokol yolu, Ankara-Pozantı-Konya otoyolu, İzmir-Antalya çift şerit yolu, Karadeniz kıyı şerit projesi, Gebze-Bursa, Gaziantep-Şanlıurfa otoyolları tamamlanacaktı.

    3- Ankara-İstanbul arasını 2 saate düşürecek, Konya-Ankara`yı 1 saate indirecek, hızlı tren projeleri bitirilmiş olacaktı.

    4- Tütün, pamuk, fındık ve buğdayın dünya borsaları Türkiye’ye taşınacaktı.

    5- İstanbul boğazına Aksaray-Harem tüp geçit yapılacaktı.

    6- Önemli merkezlere dünya çapında serbest bölgeler açılacaktı.

    7- Üç atom santrali kurulacaktı.

    8- İran ve Orta Asya doğal gazları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya ulaşacaktı.

    9- Orta Anadolu’ya 5 büyük baraj yapılacaktı.

    10- Enerji alanında, Türkiye D-8`lerin merkezi konumuna sokulacaktı.

    11- Üniversiteler arası büyük araştırma ve proje üretme merkezleri oluşturulacaktı.

    12- Büyük sanayi kuruluşlarına kalifiye eleman yetiştiren teknik okullar açılacaktı.

    13- Güneydoğu ve Akdeniz sulama projeleri gerçekleşmiş olacaktı.

    14- Endonezya ile ortak yolcu uçağı yapımı projesi,

    15- Yerli savaş uçakları projesi,

    16- Türk Tankı Projesi uygulamaya koyulacaktı,

    17- Ve bütün bunların sonunda yıllık yüzde 10 enflasyon ve yüzde 14 kalkınma hızı sağlanmış olacaktı

    Evet, bütün bu hedeflerin hızla gerçekleşeceğini gören ve sömürü saltanatlarının yıkılacağını sezen dış güçler ve içimizdeki işbirlikçileri, top yekün saldırıya geçtiler ve Erbakan hükümetini devirdiler. Yıllardır kaos ve kavga ile geçen koalisyonlar yerine, gerçek bir uyum ve uzlaşma örneği sergileyen Refah-Yol’u hazmedemediler.

    Her şeyi bin berbat etmek ve nice tahribattan sonra sandığa gömülmek ve tarihin çöplüğüne terk edilmek üzere geçici olarak idareyi ele geçirdiler



    [1] Secde: 28 - 30

     

    Bu Haber 5753 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS